 |
 |
 |
Eruç’un sandalı tepe taklak oldu
Aktaş Group’un sponsorluğunda Pasifik Okyanusu’nu kürekle geçmeye çalışan Erden Eruç, Pasifik’teki en büyük tehlikeyi 20 Aralık günü geçirdi. Bir gün önce teknesinin yan devrilmesi sonucu bazı ekipmanlarını kaybeden kürekçi, teknesinin tamamen ters dönmesi sırasında da bazı malzemelerini suya kaptırdı. İşin tek moral verici yönü, şu ana kadar olan kayıpların Eruç’un yola devamını engelleyebilecek boyutta olmaması. Ekvatoru geçip güneye inen akıntıları yakalamak isteyen Eruç, on beş günden fazla süren bir mücadele sonunda taktik değiştirmiş ve şu anki Mooloolaba rotasına girmişti. Sporcunun halen önünde 4.200 deniz mili daha yol var. Ters akıntıyı geçmek için, en zayıf olduğu 170 Batı Boylamı’na yönelmiş durumda. Daha sonra ekvatora ininceye kadar, daha fazla batıya sürüklenmemeyi umuyor. Bu sayede kasım ayından itibaren kuzeydoğudan esmeye başlayan yaz rüzgârları, aralık sonu ve ocak aylarında artık kuzeyden esiyor olacak. O sayede Eruç, Samoa veya Fiji'ye doğru yönelme fırsatını bulabilmeyi umuyor. Eruç’a işlerin ters gittiğinin sinyali aslında bir gün önce gelmişti. Ve teknesi, bir gün önce devrileceğinin sinyalini verir gibi tam anlamıyla yana devrildi. Bakın Eruç 19 Aralık günü yaşadığı bu olayı nasıl anlatıyor:
Bu sabah geceyarısını geçesiye kadar bir yarımay altında kürek çektim.
Güçlü estiğinden rota düzeltme ümidi yoktu ve sancaktan serseri dalga aldığımdan tehlikeli oluyordu. Ancak rotayı biraz daha batıya verebiliyordum.
Dün deniz sakardı, sanki bana kasdı vardı. Akşam sallanan teknede yemeğim güverteye döküldü, ne zaman "a ne iyi kurumaya başladım" ya da "kabine girip biraz dinlensem mi" diye düşünsem, kafamdan aşağı dalga yedim. Demek ki artık hiç böyle düşünceleri kafamdan geçirmeden, anında yapmalıyım ki, denizden sakınabileyim.
Sabah gün ışırken, iskele tarafında kabin duvarına savrularak uyandım. Sol böbrek civarım kabinin kaburgasına çarptı ve tekrar mindere düştüm. Kabindeki herşey iskele tarafına yığılmıştı. Tekne, iskele tarafına yatmış doğrulmayı bekliyordu; güvertede boşalmayı bekleyen su vardı anlaşılan.
Kabin kapısını usulce açtım. Tahmin ettiğim gibi eşik tepeleme su doluydu ve içinde sıvı sabun şişeleri yüzüyordu. Şişeleri aldım, tahliye pompasını çalıştırdım ve eşik boşalırken yaptığım acele bir kontrolde, Alabama'daki Scotsboro şehrinden Andy Skelton tarafından bağışlanan Goretex ceketin denize gittiğini farkettim. Uzun kollu gömleğim bileğinden bir vidaya takılmıştı, onu denizden çekebildim. Bu ıslak giysileri kabine girmeden önce, kapının sol tarafındaki mutfak haznesinin kapağının üzerine bırakmıştım.
O hengamede 5 litrelik bir plastik su bidonu ve 1 litrelik bir su şişesi de denize düşmüş. Denizdeki plastik çöplere benim tekneden talihsiz bir katkı. Geri kalanlar neyseki bir taraflara bağlıydı...Kaliforniya'dan denize açıldığımda teknede, 'tan 405 yemek ve 579 kahvaltı poşeti yanında, çukulatalı protein çubukları, enerji çubukları ile toz halinde sıvı kaybını giderici ve efor sonrası vücudu toparlayıcı içecek malzemesi vardı. Toparlayıcı içeceğin muhtevası %20 protein ve %80 karbonhidrat içeriyor. Yine Mountain House'tan kurutulmuş çilek, elma ve mango ile özel kurutulmuş dondurmam(!) var. Fazladan getirdiğim yulaf ezmesi, ekmek, peynir, küçük konservelerde pate, yemişler, kuru üzümler, saf çukulata vesaire hep tükendi. Bunların çoğunu başta kabinin içinde stokladığımdan, artık ayaklarımı uzatacak yer oluştu.
20 Aralık 2007
Dünkü azgın deniz beni bütün gün dışarıda tuttu. Tekne, arka tarafındaki kabin nedeniyle o tarafda rüzgardan daha çok etkileniyor ve rüzgar 25 knot üstünde estiği zaman, rota tutmayı zorlaştırıyor. Hem rüzgar hem de arkadan gelen dalgalar teknenin kıçını bir tarafa saptırmaya çalışıyor, ondan sonra da o tarafta kalsın diye itelemeye devam ediyorlardı. Dümen ilk sapmayı düzeltmede faydalıydı, ancak belli bir açıdan sonra hem dümeni iyice kırıp hem de küreklere çok asılarak tekrar rüzgar aşağı yön bulabiliyordum. Elbette rüzgarın şiddeti arttıkça, çaprazına kürek çekmek o kadar zorlaşıyor...
Tekneyi biraz daha batıya götürebilsem diye çabalarken, sancak tarafından serseri dalgalar alıyordum. Bunlar bütün gün teknemi iteledi, üzerime serpildi, beni tehdit etti. Rüzgarın sürdüğü bu dalgalar, ortası en yüksek ve güçlü olan bir yarımay şeklinde yayılıyordu. Bir yarımay diğeriyle kesiştiğinden ve bunlardan civarımda bir sürü oluştuğundan, deniz bir mayın tarlasına dönmüştü.
Yanlardan gelen dalgalar çoğu zaman teknemin burnunu ya da kıçını kaldırıp, yönümü 45-dereceye kadar çevirebiliyordu. Arkamda 6-7 metrelik duvar gibi bir dalga oluşması ve tam altımdan geçerken ileriye doğru o dalganın boşalması olağandı. Teknenin iki yanında beyaz köpüklerle uğuldayan dalga, teknemi ok gibi 7 ila 10 knot süratle 40-50 metre ileri taşıyor, suyun basıncıyla tahliye deliklerinden güverteme fışkıra ılık deniz suyunu ayak parmaklarımda hissediyordum. Lunapark eğlencesi gibi o her taşınma, bana kontrolün bende olmadığı tedirginliğini yaşatıyor, sadece olayın başında dalgayı tam arkadan almak suretiyle olayı biraz makul kılıyordum.
Sancaktan aldığım dalgalar aynı zamanda teknemi iskeleye yatırıyor, ben de oturağımdan devrilmemek için sağ küreğimin sapına tutunuyor, boyunca itiyordum. Bu sefer küreğin palası suda kalıyor, dalganın hızlandırdığı tekne bir hışım ilerleyip, sağ küreğin sapını yanımdan sağ arkama doğru geçiriyordu. Her seferinde bu hareket sağ bileğimi ve sağ dirseğimi burkuyor, acaba bir sakatlık olur mu diye endişeleniyordum.
Akşam kürek çekerek riske girmek istemedim. Deniz epey kabarmıştı, ya dışarıda kalacaktım ya da deniz çıpasını kullanmalıydım. Kürekleri bağladım ve bütün akşam gözüm pusulada dümen başında kaldım. Tekne dalgaların arka yüzünde hızlandığında dümen ancak etkisini gösterdiğinden, dümen kullandığımda tekne bir gecikmeyle düzeliyordu. Bu dikkati ancak yedi saat kadar sürdürebildim, yarımay da o sıra alçalmaya başlamıştı. Artık uyumalıydım.
Sanki rüzgâr şiddeti biraz azalmıştı, tekneyi kendi haline bırakabilir miydim? "Ünlü son sözler listesine" bu düşünceyi de eklemeliyiz!
19'u sabahı tekne iskele tarafına belki 60-derece yatmıştı. Bu sefer ise tavanda uyandım ve tekne tekrar doğrulduğunda mindere geri düştüm. Sancak tarafına 120 ila 150-derece yatmış olmalıydım. Tekne neredeyse başaşağı olduğundan, minderlerimin altında kontrplak kapağı olan haznelerin içindekiler dökülmüştü.
Çabucak ne olduğunu anlamaya çalıştım. Alarmı iki saat uyumak üzere kurmuştum. Yerel saatle sabah 02:00 civarıydı, yani devrilene kadar sadece bir saat uyumuştum. Uyumadan önce tekneyi sancak arkadan rüzgar alacak şekilde bırakmıştım, fakat deviren dalga iskeleden vurmuştu. Dışarı baktığımda, rüzgarı artık iskeleden aldığımı gördüm. Bir ucundan bağlı olan yedek güneş panellerinden biri bayrak gibi kabin kapımın dışına yapışmış, öyle duruyordu.
Güverte temizlenmişti. Deniz çıpasının halatı ve toplama ipi, sancak tarafındaki küreğimin ayına salkım saçak takılmıştı. Ümidim, bunların alttan gidip dümene dolanmadıklarıydı. Bu hengamede bir de dalış yapmak hoş olmazdı. Oturağımın kızakları arasında, seyir cihazımın altına koyduğum malzemeler gitmişti. İhtimamla topladığım bir poşet plastik çöp, bir ufak torba GU enerji macunu, bir ufak torba da Cytomax sıvı tedariği içeceği ve bir süngerle birlikte kayıptı.
Diğer herşeyi neyse ki bağlamıştım. Güverteyle daha sonra uğraşılırdı, önce kabini halletmeliydim.
Tekrar kabine odaklandığımda, sancak tarafında ön köşede minderin ıslandığını farkettim. O köşeye bir havalandırma deliği açmıştım, oradan su girmişti. Deniz suyunun çoğu o köşeye kayan yastığımın süngeri ve minder tarafından durdurulmuş, hemen altındaki hazneye 8-10 litre su dolmuştu. O kabarmış denizde, kabin kapısı açık, maşrapayla suyun çoğunu boşaltıp, kalanını süngerle hallettim. Bereket versin su daha fazla yayılma fırsatı bulamamıştı. Daha sonra kabini kurutabilirdim.
Havalandırma deliğini kapatıp, kabini su geçirmez kıldıktan sonra dışarı çıktım. Seyir fenerim ve kafa lambamla güverteyi toparladım. Çıpanın iplerini bir kenara sermek yerine, kangal yapıp tespit ettim. Sonra tekrar dümenbaşına geçtim. Sabaha, rüzgar 15-20 knot şiddetine düştü, bana iki saat daha uyku fırsatı tanıdı.
Gündüz kürek çekmek eziyet gibi geldi. Sırtım sanki bir ton tuğla taşımış gibi yorgundu. Sallanan teknede öyle dümen başında oturmak hiç de kolay değilmiş meğer...
Islanan şeylerden biri de, San Fransisko'ya beni yolcu etmeye gelen AKTAŞ Group ekibinin getirdiği bir kutu cezeriyeydi. Cezerye benim sevdiğim tatlılarımızdandır ve bu kutuyu ekvatoru geçtiğim günkü kutlamaya saklıyordum.
Ne zaman ki bir sponsor, "ne özledin, sana Türkiye'den ne getirelim" diye sorar, o sponsorun yeri başkadır ve aradaki ilişki bir aile sıcaklığına kavuşur.
Ne yazık ki bu kutuyu erken açıp, içindekilerin yarısının tuzlu sudan ıslandığını gördüm. Tuzlu cezeriyenin biraz tadına baktım, biraz fazla tuzlu geldi ve denize döktüm. Islanmamış cezeryelerle tekrar ağzımın tadını buldum ve biraz kahve eşliğinde kutunun içindekileri bitirdim. Şimdi sıra ekvatora ulaşmaya geldi sanırım.
|
 |
|
|
|
|
33. America’s Cup 2008’de Alinghi ile Oracle arasında katamaranla (mı?)
Egoların savaşı dinmek bilmiyor. 32. America’s Cup’ı kazanan İsviçreli Alinghi’yi, kendi çıkarları için kuralları ‘sömürmek’ ile suçlayan ve onu mahkemeye veren BMW Oracle’ın arasındaki savaşta son durum Amerikalı takımın lehine sonuçlandı. Mahkemede haklı bulunan ve Kupa Galibi ile birlikte bir sonraki organizasyonun kurallarının belirlenmesinde söz sahibi olarak mahkemeden çıkan BMW Oracle, Alinghi’yi köşeye sıkıştırmışa benziyor.
33. America’s Cup için geçen yaz İspanyol kulüp Club Náutico Español de Vela (CNEV) ile el sıkışan ve kuralları Valencia’daki en büyük yardımcısı olarak gördüğü bu kulüp ile belirleyeceğini açıklayan Alinghi, şimdi arap saçına dönen bu durumdan sıyrılmaya bakıyor.
14 Ocak’ta BMW Oracle’ın bağlı olduğu Golden Gate Yacht Club ile Alinghi’nin bağlı olduğu Société Nautique de Geneve (SNG) bir araya gelecek ve son kez dinlenecekler. Bu aşamadan sonra hakimin vereceği karar beklenecek. Uzmanlar bu noktadan sonra elde edilen sonucun değişmeyeceğine, iki tarafın 2009’da yarışları başlatmak üzere anlaşmaları gerektiğini belirtiyorlar.
Eğer anlaşamazlar ise 1852 yılında ilk kez kaleme alınan Deed of Gift (yarış koşullarının kaleme alındığı bir nevi sözleşme) şartlarına uymak zorundalar. Günümüze kadar sadece üç defa üzerinde değişiklik yapılan bu sözleşmede “Kupa Galibi ve Kupa Talipleri Temsilcisi (Recorder of Challenge) anlaşmazlığa düştükleri takdirde kendi aralarında bir yarış yaparlar” demekte. Oracle’ın teklifi, Alinghi’nin yazın açıkladığı AC Class 90 tekneleri ile 2008 Ekim’e kadar yarışmak. Eğer İsviçreliler bunu kabul etmez ise ‘multihull’ yani çok gövdeli tekneler ile yarışmak Oracle’ın talebi üzerine son seçenek olarak kalıyor.
Bu da demektir ki 2011’e ertelenen yarışların 2009’a çekilmesi için ümitlerimiz yeşerdi. Eğer masada anlaşamazlar ise kozlarını denizde paylaşacaklar… Bu da 33. America’s Cup’ın en geç 2008 Ekim’e kadar Valencia’da ya AC Class 90 tekneleri ile ya da katamaranla olması demek…
Bakalım Valencia’da gün doğmadan neler doğacak? Bakarsınız, önümüzdeki ay Ernesto Bertarelli ile Larry Ellison, temyizden gelen karar ile windsurf’te kozlarını paylaşırlar. Olmaz olmaz demeyin, orası America’s Cup Gezegeni…

Trimaranlar Ellen’ın rekoru peşinde...
2007’nin son günlerinde iki trimaranın Ellen Mac Arthur’a ait olan 71 gün 14 saatlik dünya çevresini en hızlı dolaşma rekorunu kırmak için verdikleri mücadeleye gözlerimizi çevirdik. 97 feet’lik IDEC II isimli trimaranıyla 51 yaşındaki Francis Joyon, Kanarya Adaları’nı 25 knot ortalamayla geçerken, Ellen Mac Arthur aynı mevkilerden 19 knot ortalamayla geçmişti. 1968 doğumlu Fransız Thomas Coville ise Fransa’nın batı kıyısındaki Brest şehrinden Francis Joyon ile aynı tarihte yola çıkmayı planlamıştı. Teknik problemler yüzünden yolculuğunu erteledi. Coville ise Sodebo isimli trimaranıyla Kanarya Adaları’nı geçerken ortalama 20 knotlık sürate sahipti. Özellikle Francis Joyon’un ilerleyişi Ellen Mac Arthur’un rekorunu tehlikeye soksa da, Ellen yaptığı açıklamada “Okyanusun ne yapacağı hiç belli olmaz,” dedi.
|
|
|
|
|
VOR yeni limanlara yelken açıyor.
Heyecanla beklenen Volvo Ocean Race 2008-2009, daha başlamadan birbirinden ilginç gelişmelerle meraklılarını şaşırtmayı sürdürüyor. Bugüne kadar altı takımın kayıt yaptırdığı yarışın yeni nesil Open 70 teknelerinden ikisinin yakın zamanda suya inmesi bekleniyor. Yarışa katılacak Rus ekip Russian Challenge’ın St. Petersburg’daki tanıtımında yarışın 34 yıllık tarihinde bir ilke imza atacağı açıklandı. Volvo Ocean Race CEO’su Glenn Bourke, şehrin valisi ile birlikte VOR 2008-2009’ın finiş limanının St. Petersburg olduğunu açıkladı.
Bu gelişmelerin ardından 18 Aralık’ta Volvo Ocean Race ‘in CEO’su Glenn Bourke görevinden istifa etti. 2002 yılından beri bu görevi sürüdüren ve VOR’un dünyaca ünlü bir offshore yarış olarak kabul edilmesini sağlayan Bourke, bu kararı ailevi sebeplerden dolayı aldığını açıkladı. Memleketi olan Avustralya’ya taşınacak olan CEO, VOR da geçirdiği beş sene boyunca gelişen ve farklı coğrafyalara yayılan yarışın bir parçasını olmaktan büyük mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi.
www.volvooceanrace.org
|
|
|
 |
 |