Dave Scott Farrkı
Hemen hemen her yarıştan derece ile ayrılan Oğuzhan Too (Farr 40), bu yıl da iddiasını sürdürüyor. Bu iddiayı güçlendirmek için de iki kez Farr 40 Dünya Şampiyonluğu kazanmış, aynı zamanda North Sails’in performans kaynakları departmanında çalışan Dave Scott’ı Türkiye’ye davet ettiler. Bu özel davetin sebebi ise IMS (eski handikap ölçü sistemi) teknesi olan Oğuzhan Too’nun modifikasyonu ile IRC’ye (şimdiki handikap sistemi) daha uyumlu bir tekne yaratmak, profesyonel yarışçı Scott’ın vereceği taktiklerle deyim yerindeyse sezona bomba gibi ‘start etmek’.
Yazı: Funda Aydın
Kalamış Marina’da sözleştiğimiz Oğuzhan Too ekibiyle buluşmak üzere yola koyulduğumuzda, Dave Scott’a sormak istediğim sorular üç ana başlıkta toparlanmıştı: North Sails, Farr 40 ve Oğuzhan Too. Pontonda ilerlerken Oğuzhan Too’nun önünde ekipten iki kişiyi görene kadar da bu sorulara odaklanmıştım. Biraz yaklaşınca bu ekip üyelerinin tekne sahibi Sedat Gülçağlayan ve Dave Scott olduklarını fark ettik. Dave Scott’ın üzerindeki Oğuzhan Too tişörtü daha sonra söyleşimizde bahsedeceği bir ekip yaratabilme hedefinin somut bir göstergesi idi.
Dave Scott iki kez Farr 40 Dünya Şampiyonu olmuş, America’s Cup ve Volvo Ocean Race gibi birçok yarışa katılmış bir yarışçı olarak tecrübesi ile göz dolduruyor. Ama beni asıl etkileyen beş günlük Türkiye seyahatinde Oğuzhan Too’ya taktik vermekten fazlasını yapabilmesi, ‘ekip fotoğrafının içinde hiç sırıtmaması’ oldu.
Kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Üniversiteden sonra North Sails’te çalışmaya başladım. 1982’den beri de orada çalışıyorum. North Sails’ın performans kaynakları bölümünde görev alıyorum. Benim işim bu sistemi alan müşterilerimizin programı kurmalarına yardımcı olmak. Katıldığım yarışlar arasında 97-98 Whitbread Round the World Race (Şimdiki adı ile Volvo Ocean Race) bulunuyor. Bu yarışta hem ‘watch-captain’dım hem de yelken programından sorumluydum. 2000 America’s Cup’ta İsveç takımında görev aldım. Teknede ana yelken triminden sorumluydum ve yelken tasarımına da yardımcı oldum.
Bu departmandaki sorumluluklarınızı biraz daha ayrıntılı anlatabilir misiniz?
Daha çok Farr 40, Mumm 30 gibi one-design grupları için çalışıyorum. Yelkenin ayarlarıyla oynayıp onları geliştiriyorum. Müşteri bazlı projelerde yer alıyorum. Değişik tekneler değişik yelkenleri gerektirir. Ben de müşterinin hangi yelkeni istediğine karar vermesine ve ona sahip olmasına yardım ediyorum. Bu arada North Sails olarak biz de müşterimiz için en iyisinin ne olacağını düşünüyor ve ona göre bir tasarım ortaya çıkarıyoruz. Müşterinin isteğiyle bizim ‘en iyimiz’i birleştirerek müşterinin alabileceği en iyi servisi sunmaya gayret ediyoruz.
Neden bu meslek?
Bence bu dal, mükemmel bir bilim değil; gelişmeye hâlâ açık. Bir eksiklik görüyorsunuz ve bunu çözmeliyim diye düşünüyorsunuz. Yani her zaman atılacak yeni bir adım bulunuyor. Zaten bu işin eğlenceli kısmı da bu.
North Sails’ın 3DL teknolojisiyle ürettiği yelkenleri çok konuşuldu. Yelkencileri bekleyen yeni bir teknolojik gelişme var mı?
3DL sistemiyle yelken üretmek inanılmaz pahalı bir işlem. Neredeyse bitmek üzere olan bir projemiz var, hatta reklam çalışmalarına da başladık. 3DL yerine 3DR teknolojisini başlatacağız. Bu sistemde gerçekten dönen bir makara bulunuyor. Yelkenin tüm parçaları bu makaraya ferdi ögeler olarak geliyor ve yelken, tek bir vücut olarak çıkıyor. Eğer dönen bir şey üzerinde istenilen şekli vermenin zorluğunu düşünürseniz ne kadar mükemmel bir teknoloji olduğunu anlarsınız. Biraz daha üzerinde çalışma gerektiriyor. Ama çok yakında geliyor...
Barking Mad adlı tekne ile iki kez Farr 40 World Championship birincisi oldunuz. Dünyanın en iyi yelkencilerinin arasından sıyrılmak ve şampiyon olmak nasıl bir duygu?
1998 ve 2004 yıllarında olmak üzere iki kez şampiyon olduk ve bu gerçekten çok güzel bir duygu. Özellikle son şampiyonluğumuz çok keyif vericiydi çünkü bu şampiyonda ikinciyle aramızda 48 puan vardı ki bu çok büyük bir fark.
Yarışlara hazırlanırken oldukça sıkı bir süreçten geçiyor olmalısınız. Bu sürecin kilit noktası nedir?
Belirli bir ağırlıkta seyrediyoruz dolayısıyla da belirli bir ekibimiz var. Bizimki 10 kişilik bir takım. Ama bu takım tam olarak stabil değil; 13-14 denizciyle farklı dönemlerde çalışıyoruz. Ekibin bir kısmının amatör olması gerekiyor. Bizim ekipte dört profesyonel yarışçı var. Geri kalan altı kişiyi bu amatör yelkenciler arasından seçiyoruz. Çünkü ancak bu şekilde bu kadar çok zamanın altından kalkabiliyoruz. Bir yılda 180-200 gün denize çıkıyoruz. Bizim için hazırlanmak, denizde birlikte uzun zaman geçirmek anlamına geliyor.
Antrenmanlarda iki tekne kullanıyor ve bazı yarışlara bir koçla hazırlanıyorsunuz değil mi?
Kimi zaman koçumuz oluyor. Birlikte çok vakit geçirdik ve birbirimizi iyi tanıyoruz, birbirimiz için en iyisinin ne olacağını biliyoruz. Koçumuz yarıştan sonra bizimle birlikte yarışı değerlendiriyor.
Yarışlar sırasında koçunuzla irtibat kurabiliyor musunuz?
Buna iznimiz yok. Ama yarış sonrası görüşmeler yapıyoruz. Koçumuzun elinde fotoğraflar ve görüntüler oluyor. Yarıştan sonra bunları izleyip kendimizi değerlendirme fırsatı buluyoruz.
Oğuzhan Too teknesini geliştirmek ve taktik destek vermek üzere Türkiye’ye davet edildiniz. Ekibin sizden beklentileri neler?
Benden beklenen bu takımdaki yetenekli yelkencilerin bir takım olarak hareket etmelerini sağlayabilmek. Ayrıca teknenin ayarlarının yapılması. Çünkü Farr 40 bir yelken teknesi olduğu kadar bir ayar teknesi. Önce ayarlarını yapıp sonra bir ekip ruhu ile yarışmalısınız. Burada yapmaya çalıştığım şey de Oğuzhan Too ekibinin tek tek değil, bir takım olarak yarışmalarına yardımcı olmak. Geçtiğimiz dört günde oldukça ilerlediğimize inanıyorum. Ayrıca bunun yaparken de çok eğleniyoruz.
Pekiyi bu dört günde takımla birlikte neler yaptınız?
Tek tek manevralarda oldukça iyiyiz. Bence üzerinde çalışmamız gereken şey hedefe yönelmek ki bugün de bunu çalışacağız.
Buradaki çalışmadan memnun musunuz?
Buraya gelmekten ve bu takımın bir adım daha ileri gitmesi için gereken basamağı oluşturmaktan mutluluk duyuyorum. Türkiye’de Sedat’ın ekibinin seviyesinde çok fazla ekip yoktur. Bence Sedat iyi sonuçlar alırsa devam edecektir. Biz de onu one-design yarışlarında görmeyi umuyoruz.
Farr 40 bir IMS teknesi ve yarışlarda IRC ölçü sistemi kullanılıyor. Sizce bu bir dezavantaj mı ve eğer öyleyse bu dezavantajı ortadan kaldırmak nasıl mümkün olur?
Bence bu sorunu gidebiliriz. Ben ve Sedat birçok kez telefonla görüştük ve yelkenlerle ilgili neleri değiştirebileceğimizi konuştuk. Bu bir one-design tekne olduğu için yapılabilecek çok az şey var. Yani eğer tekneyi değiştirmeye kalakarsanız her şeyi tekrar ölçmeniz gerekir. Tabii bu durumda da tüm ölçüler değişir ki bu istenilen bir şey değildir. Dolayısıyla yelkenler üzerinde oldukça çalıştık ve one-design yelkenlerde birtakım değişikliklere gittik. Böylece IRC ölçü sistemine göre daha iyi bir sonuç almaya çalıştık.
Türkiye’de bu sezon yarışlara katılan bir tekne bulunuyor: Orient Express V. Dubois Tasarım Ofisi’nce tasarlanan bu teknenin (Dubois 38) Farr 40’a rakip olduğu konuşuluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
O teknenin en iyi özelliği IRC sistemine göre tasarlanmış olması. IRC, teknenin potansiyel hızını gerçekleştirmeye yönelik bir sistem. Bu durumda ekip, yelkenler ve teknedeki hazırlıklar teknenin kazanmasını sağlayan etmenler demektir. Bence ekip, takım ruhunu yakalayabilmiş ve hazırlıklar tam anlamıyla yapılmışsa o tekne kazanmalıdır.
Farr 40 benzeri yeni sınıfların ortaya çıkma olasılığı nedir?
Bu her zaman olabilir. Şu anda Avustralya tasarımı Sydney 38’ler var. Aslında one-design tekne sınıfı olmak her zaman aynı anlama gelmiyor. Farr 40 bu kadar popüler çünkü uzun bir zamandır kullanılıyor ve iyi bir tekne.
Sizce Farr 40 sınıfı oturmuş bir sınıf mı yoksa değişikliklere ihtiyacı var mı?
Bence Farr 40’ın en iyi özelliği tüm dünyada kullanılıyor olması. ABD’de üç, Avrupa’da bir, Avustralya’da bir şampiyona düzenleniyor. Bu yıl yine başka bir ABD şampiyonası olacak. Gelecek yıl ise Kopenhag’da yeni bir şampiyona başlayacak. İki, üç tane Farr 40, kraliyet tarafından kullanılıyor ki bu da iyi bir şey çünkü onlar geliyorsa herkes geliyor demektir. Bundan sonra Yeni Zelanda’da yapılabilir çünkü orada da 8-10 tekne bulunuyor. Yani dünyanın birçok yerinde bu tekne var ve her yerde şampiyonalar yapılıyor. Gidilecek bu kadar çok yer olması tekne sahiplerinin de hoşuna gidiyor. Bence Türkiye’de Farr 40 takipçileri varsa yurtdışındaki bu yarışlara katılmalılar. Böylece yurtdışındakiler de Türkiye’ye gelecektir. Sınıfın buraya gelme olasılığı her zaman var.
Farr 40’ın başarısı neden kaynaklanıyor?
Farr 40 yarışanları ve üreticileri belirli bir zümreden geliyor ve sınıfın ilerlemesini nasıl sağlayacaklarını biliyorlar. Örneğin; gelecek yıl yelkenlerde değişiklik yapılacak. Daha büyük yelkenler kullanıp daha güçlü ve yelken yapması daha keyifli bir tekne elde edeceğiz. Yani tekne sahipleri sınıfı nasıl başarılı yapacaklarını biliyorlar ve yapmak istediklerini de yapıyorlar. Ayrıca yapmak istediklerini elde etmek için benim gibi profesyonellere de sahipler. Bize ihtiyaçları yok ama bazen bizimle çalışmak hoşlarına gidiyor.
America’s Cup’ta yarışmış biri olarak belirlenen yeni Version 5.0 kuralları hakkında neler düşünüyorsunuz? Ayrıca America’s Cup ve Volvo Ocean Race format olarak çok farklı olmalarına rağmen bir kıyaslanma içerisindeler. Her ikisine de katılmış bir yarışçı olarak sizce bu iki yarış arasındaki temel fark nedir?
Bence America’s Cup’ın yeni kurallarıyla ilgili enteresan olan şu: Bu kurallarla yarış orijinal haline döndü. J-boat’lar kullanılırken milyarderler ve profesyonel denizciler aynı teknede bulunuyordu. Version 5.0 kurallarıyla yine milyarderler ve profesyoneller bir arada yarışıyor. Teknede bir milyarderin bulunması demek onun sevebileceği parkurlarda yarışıyorsunuz demek. Bir milyarder Pasifik ya da Atlantik geçişi yapmak istemez. Yani VOR ve AC çok farklı iki grup.
Volvo Ocean Race’in (VOR) ABN AMRO TWO ekibinden Hans Horrevoets, iki gün önce yarış sırasında yaşamını yitirdi. Oysa VO70’ler dünyanın en mükemmel tekneleri ve inanılmaz bir teknolojik donanıma sahipler...
Katıldığım Whitbread yarışında (şimdiki adıyla VOR) Hans da trimmer olarak bir başka teknede yarışıyordu. Öncelikle TWO ekibinin inanılmaz bir kurtarma çalışması gerçekleştirdiğinin altını çizmek gerekir. Atlantik’in ortasında yapılabilecek en iyi performansı sergilediler ama ne yazık ki Hans kurtarılamadı. Aslında onu gidip bulabilmeleri bile bir mucize. Öte yandan bu, yelkenciliğin bir gerçeği; daha öncede oldu gelecekte de olacak. Bu olayın şu an için neden kaynaklandığını bilmiyoruz. Ama o bölgede sürekli bağlı olunması ve güvenlik donanımının üzerinden hiç çıkarılmamış olması gerekir. Umalım ki her şey doğru yapılmış olsun.
Sonrası için ne gibi planlarınız var?
48 yaşındayım, profesyonel yelkenciliği en az bir 10 yıl daha sürdürmek niyetindeyim. Bence çok az mükemmel tekne var ve bunca yıl bu sistemin bir parçası olup bir isim yaptıktan sonra iyi projelerde yer almak oldukça kolaylaşıyor. Teknelerin ne olacağını ise kestirmek mümkün değil. Belki de bir büre sonra tüm salmalar VO70’lerinki gibi hareketli olacak, önümüzdeki adım bu gibi gözüküyor ama kim bilir? Bu da çok heyecan verici.
Antrenman öncesinde görüştüğümüz Sedat Gülçağlayan, Dave Scott’ı, yaptıkları yenilikleri ve önümüzdeki yarışları anlattı.
Dave Scott’ı Türkiye’ye çağırmanızın nedeni nedir?
Dave Scott, iki kere Farr 40 Dünya Şampiyonası’nda şampiyon olmuş çok değerli bir yatçı. Bu Türkiye’ye ikinci gelişi ve bize çok yararlı olduğuna ve olacağına inanıyorum. Bir haftadan beri sürekli antrenman yapıyoruz. Bize teknenin ince ayarlarını, teknede olan bütün trim-trim taktiklerini ve ekibin koordinasyonlu, birbirine uyumlu şekilde çalşma taktiklerini öğretiyor. Ondan yararlanacağımıza inandığımız için kendisini teknemize davet ettik.
Dave Scott’tan aldığınız taktiklerden biraz bahseder misiniz?
Onlar bu tekneyi bizden çok evvel çözmüşler. Farr 40, çok zor bir tekne; kendimiz çözmeye çalışıyoruz. Ama bu ancak deneme-yanılma metoduyla olabiliyor. Dave gibi profesyoneller ise daha önceden bu aşamaları atlatmışlar. Dolayısıyla burada bildiğimiz birçok trim ve taktik, aslında çok eskide kalmış ve Farr 40 için uygun değil. Çünkü tekne dizayn olarak çok farklı bir tekne, normal bir yat gibi değil.
IMS handikapını nasıl atlatacaksınız?
IRC için bu sene yelken ve balonlarımızda biraz oynadık. Bu yüzden penaltı alacağız. Çünkü Türkiye’de IRC ile yarışıyoruz ve bu tekneler IRC’ye çok uygun değiller. Ratingleri çok yüksek; biraz oynamalar yaptık ama ne kadar oynasak da önümüzdeki yarıştan itibaren ratingimiz biraz daha yükselecek.
Bay Dave’le söyleşimizde Türkiye’de Farr 40 sınıfnın gelişme olasılığını konuştuk. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz.
Türkiye’de bu işin çok artacağına inanmıyorum çünkü bu tekne tamamen sportif amaçlı üretiliyor. Genelde Türkiye’deki tekneler, biraz daha yarış/gezi’ye uygun. Ama keşke bu sınıfı Türkiye’de başlatabilsek ve o arkadaşlarla uluslararası yarışlara katılabilsek.
Büyük yarış öncesi takımınızla ilgili ne söylemek istersiniz?
Güney Yarışı bizim için oldukça önemli. Geçen sene Güney Yarışı’nda çok performanslı gittik ancak birtakım şanssızlıklar neticesinde ikinci olduk. Bu sene daha iyi olacağımıza inanıyorum.
Ekibinizin kondisyonu ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Nasıl hazırlanıyorsunuz?
Ekip gayet iyi. Yaklaşık bir haftadır her gün 8-10 saat denizde kalıyoruz. İstanbul’daki tüm yarışlara girmeye çalışıyoruz. Yarışların haricinde mümkün olduğu kadar denize çıkıyoruz. Tekneyi Dave’den ve Amerika’dan aldığımız bilgiler ışığında optimize ediyoruz. Sadece ekibimizi değil; yelkenleri, direği gibi donanımlarını da yarışlara en uygun hale getirdik.
Ekibinize bu yıl yeni bir isim katıldı: Haluk Babacan. Kendisi hakkında neler söylemek istersiniz?
Sene başından beri tekneyi Haluk kullanıyor. Haluk, hem centerboard’dan geliyor hem de yatlarda oldukça tecrübe sahibi. Tabii tekneye alışma sürecinin geçmesi lâzım. Farr 40 hem kullanması hem de trimleri zor olan, çok hassas bir tekne. Haluk’un bunu da başaracağına inanıyorum.
|