Engelli Teknesi
- Detaylar
- Kategori: Sayı: 101 - Şubat 2012

Engelsiz devrim
TUNÇ TONGER VE CANSIN YEMLIHAOĞLU... HER IKISININ DE ADINI BUNDAN SONRA DAHA ÇOK DUYACAĞIZ. FARKLI ENGELLERLE MÜCADELE EDIYORLAR, FARKLI PROJELERLE YOLA ÇIKTILAR AMA HER IKISI DE EVLERINE HAPSETTIĞIMIZ, YAŞAM HAKKI TANIMADIĞIMIZ ENGELLILERE KARŞI DAHA DUYARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORLAR BIZ ‘ENGELSIZLERI’. ÜSTELIK SEÇTIKLERI YOL VE ARAÇ DA ORTAK; DENIZ VE TEKNE...
Yazı: Deniz Bora
Sokağa çıkmak, toplu taşıma araçlarına binmek, işe gitmek, mağazalara, restoranlara girip çıkmak, ortak mekanda tuvalete gitmek, hepsi bir engelli için çok zor. O kadar güç ki onları bu mekanlarda göremiyoruz; gözden uzak olan gönülden de ırak olur derler ya, görmeyince yok sayıyoruz. Sokağa çıkamayan engellilerin tekneye binmesi, dümen tutması, yelkenleri trim etmesi ise aklımızın ucundan bile geçmiyor. Neyse ki engelliler için charter teknesi yaptıran işadamı Tunç Tonger ve bir yelkenliyle tek başına İstanbul’dan Samsun’a seyir yapmayı planlayan 17 yaşındaki Cansın Yemlihaoğlu gibi yürekli isimler var. Onların sayesinde belki de silkelenip kendimize geleceğiz. Vakti geldi de geçiyor deyip işyerlerimizi, restoranlarımızı engellileri de kucaklayan mekanlara dönüştüreceğiz; belediyelerden, kurumlardan toplu taşıma araçlarının, sokakların tekrar gözden geçirilmesini isteyeceğiz, umarım...
Tunç Tonger ismini ilk defa Maltepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin geçen eylülde düzenlediği 1. Ulusal Yat Tasarımı Sempozyumu’nda duyduk. Engelli bir işadamı için özel tasarımlı bir tekne yapılması zaten çok özel ve mutlaka paylaşılması gereken bir haberdi ancak Tuzla’da Ustaoğlu Tersanesi’nin ofisine gidip teknenin tasarımcısı Hacı M. Hekim ve tersane sahibi Kâmil Ustaoğlu ile görüştükten ve de Ankara’da bulunan Tunç Tonger ile uzun bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra, konunun çok daha anlamlı bir içeriğe sahip olduğunu anladım. Oasis Engelsiz Tekne Projesi’nin en güzel yanı, teknenin denize indirildikten sonra ne şekilde işletileceğiydi. Tunç Tonger, yılın bir-iki ayı para ve imkan sahibi yerli ve yabancı engellilere charter için kiralayacağı yatında, charter işinden gelen parayla maddi imkanları olmayan, ‘hayatı evinin penceresinden gökyüzünü seyretmekle sınırlandırılmış tekerlekli sandalye kullanan engelliler’ ile özel başarı gösteren engellileri ücretsiz gezdirecek. Onları evlerinden, tekerlekli sandalyeyle inip binmeye müsait
aracıyla alıp tatilin sonunda evlerine bırakacak. Üstelik bu proje dünyada bir ilk. “Parası olan engellilerin kendileri için yaptırdığı yatlar mutlaka vardır ama engellilerin denizin imkanlarından faydalanabileceği bir tekne yok. Doğrusu buna şaşırdım. Bu tarz charter dünyada bir ilk olacak sanırım” diyor Tunç Tonger.
Teknenin anlamı sembolik
Projenin ortaya çıkışını Tonger şöyle anlatıyor: “Yedi-sekiz yıl evvel, bir arkadaşıma ufak tefek revizyonlarla teknesini engelliler için de kullanılabilir hale getirmesini önermiştim. Tekne güvertesinde dolaşılabilecek hale geldi, ben de o tekneyle birkaç defa tatil yaptım ancak kamaralara inmek çok zordu, denize vinç vasıtasıyla girip çıkabiliyordu. Açıkçası biraz zorlama bir iş çıkmıştı, yeterli değildi. Geçen sene Ereğli’de başlanmış ama yarım kalmış bir çelik tekne gördüm ve ‘Bu tekneyle projemi hayata geçireceğim’ dedim. Tekneyi engellilere uygun hale getirmek için kafa yormaya başladık. Ancak çok da profesyonel değillerdi ve bu şekilde olmayacağını anladım. O sırada Hacı beyle tanıştım. Hacı bey tekneyi sihirli değneğiyle prensese dönüştürdü. Sonra baktık daha iyi bir tersane lazım; Ustaoğlu Tersanesi’ne gittik. Sağ olsun o da çok sıcak karşıladı bizi.”

Ben yaşayan kişiyim, Hacı bey tasarım üstadı ancak onun da engellilerle ilgili bilgisi yok. Bir tasarım yapılırken, engelli şuraya da gitmeyiversin deniyor. Bunu kırmak istiyoruz. Bu projeyle engellilerin, en uç örnek diyebileceğimiz bir charter teknesinde bile özgürce dolaşabileceğini göstermek istedik. Bu teknede engelli yardım almadan Oasis’in her yerine gidebilecek; hatta tekneyi kullanabilecek. Denize karga tulumba veya vinçle değil, platform yardımıyla girebilecek, yine denizden kendi çıkabilecek. Bu teknenin sembolik bir anlamı olacak. İnsanlara ‘Denizde bile olabiliyorsa bu özgürlük neden oyun parkında ya da benim restoranımda olmasın?’ dedirtmek istiyoruz.”
Oasis, Tunç Tonger’in tutkusuyla ortaya çıkmış bir yat ancak Hacı M. Hekim ve Kamil Ustaoğlu’nun da emekleri büyük. Her ikisi de bu işe gönül vererek çalışmış. “Bu projeye maddi gözle hiç bakmadık zira bu işin yaklaşımı çok iyi. Hacı (M. Hekim) aylarca sabahlayarak çalıştı. Teknenin donatımında da birçok kişiden çok önemli destekler gördük. Mesela Çarkçı Denizcilik, Kaya Orman Ürünleri ve Jotun... Hiç kâr etmeden malzeme sağladılar. Bu tekneyi yaparken birçok yeni şey öğrendik. Oasis’te, klima yerine buhar püskürten bir serinletme sistemi var. Hareketsiz vücutlarda sıcaklık çabuk yükselirmiş. Sağlıksız olduğu için klima da kullanılamıyor... Bunun gibi daha önce düşünmediğimiz, bizde yeni ufuklar açan pek çok şey öğrendik,” diyor Ustaoğlu.
Neredeyse her donanımın sadece bu proje için üretildiğini söyleyen Hacı M. Hekim süreci şöyle anlatıyor: “Diğer teknelerden çok daha fazla dikkat gerektiren bir proje. Ekipman, yerleşim planları her şey sıfırdan tasarlandığı için projenin başarısı, Montana Design olarak bizim kendimizi ne kadar Tunç bey gibi insanların yerine koyabileceğimizle alakalıydı. Tunç bey, başından beri projenin çok yoğun bir şekilde içinde oldu. Forkliftle tekneye çıkıyor, kapılardan geçiyor, beraber animasyon yapıyoruz bir yerde. Zira o ne kadar sağlıklı ve rahat dolaşırsa o kadar iyi yapmışız demektir. Sıkıntılı mekanları tekrar masaya yatırıp inceliyoruz, tekrar yapıyoruz.
Banyo ekipmanı, boyu ayarlanabilen aynalar gibi bazı donanımı, karada da kulllanılan engelli malzemelerinden kullandık. Onun dışında her şey özel üretildi. Mesela kapılar standart yat kapıları gibi kanatlı değil. 75-80 santimetre eninde alüminyum panjur sistemiyle çalışıyorlar. Koltuklarımız ayarlanabiliyor. Tekerlekli sandalyeyle yanına yaklaşıyorsunuz, bir butona basıp koltuğu alçaltarak rahatça oturabiliyorsunuz. Tekrar sandalyeye geçerken de koltuğu sandalye seviyesinden yukarı kaldırıp aynı şekilde sandalyenize geçebiliyorsunuz... Teknede çok fazla otomasyon var ancak hepsinin manueli de uygulandı çünkü elektronik karmaşık bir olgu ve arıza yaşanabilir.
Güvenlik sistemine de ayrıca titizlik gösterdik. Döşemeler, zemin kaplamaları ve duvar kaplamaları Lloyds onaylı alev almaz malzemelerden seçildi. Tavan, zemin, duvar ve mobilyalarda ameliyathanelerde kullanılan antibakteriyel özellikli kaplama malzemeleri kullanıyoruz. Ayrıca kamaralarda, banyolarda alarm butonları, yangın söndürme sistemi, teknenin tahliyesi için manuel asansör sistemi, engellilere uygun tasarlanan katamaran tipi servis botuna kıç platform ile nakil gibi pek çok sistem ve ekipman bulunuyor.”
Bir VIP, iki misafir, iki de mürettebat kamarası bulunan tekne, Tonger’in firması Oasis’in adını taşıyacak. İki ay sonra denize indirilmesi planlanan Oasis’in ilk seyirlerinden birinde Tunç Tonger’e eşlik ederek size tekneyi ayrıntılı bir şekilde tanıtacağız ama şimdi Tunç Tonger’in en az teknenin yaratım süreci kadar etkileyici yaşamı, başarıları ve dirayetiyle ders dolu hikayesine dönelim...
Engel tanımamak deyince...
Tunç Tonger, engelliler için medikal malzeme üreten ve bugün 20’den fazla ülkeye ihracat yapan Oasis Medikal’in sahibi. 44 yaşındaki Tunç Tonger, ODTÜ Makine Mühendisliği üçüncü sınıf öğrencisiyken geçirdiği kazada yaralanmış: O dönemde garsonluktan ansiklopedi satmaya, şoförlüğe kadar birçok işte çalışıyordum. Yine bir araba kiralama şirketinde çalışırken, ikinci şoför olduğum için arka koltukta yatıyordum. Arkadaş kaza yapınca boynum c5-c6 seviyesinden kırıldı ve omurilik felci oldum. Okulum rehabilitasyon için beni Almanya’ya gönderdi, dönünce de bölüm başkanımız Rüknettin Oskay ve genel sekreterimiz Mehmet Çalışkan’ın destekleriyle okulu bitirdim; sınav için evimize gelen hocalar oldu.”
Tunç Tonger, benzer talihsizliğe uğrayan birçok omurilik felçlisi gibi bir süre depresyona girip sonrasında kendini toparlayıp hayata dönmüş biri değil, o mücadelesini kötü haberi aldığı ilk gün başlatmış: “Yapım gereği en kötü olayı bildiğim takdirde içim çok rahat eder. Kaza geçirince bana bir süre açıklanmadı, o dönem benim için çok daha kötüydü. Almanya’da ameliyatımı yapan doktordan öğrendim, onlar bizimkiler gibi lafı dolandırmıyor. Yürüyemeyeceğimi öğrenince, kollarımı sordum ve ‘Kollarını hareket ettireceksin ama ellerini kullanamayacaksın’ cevabını aldım. Annem ve babam benden kötü durumdaydı, ‘Onlara endişe etmeyin, bu halde de dünyanın hakkından geleceğiz’ dedim. Sanırım onları mücadeleye daha fazla bağlamam gerekiyordu; böyle başladı bizim hikayemiz...
Hocalarım okulda kalmamı istedi, reddettim çünkü küçüklükten beri hayalim kendi işimi kurmaktı. Evin salonunda bir ofis kurdum. Aslında iş yapmayı bilmiyorduk, annem de babam da maaşlı çalışan insanlardı. Bilgisayar, yazıcı, faks aldık; buradaki ticari ataşeliklerden adresler alıp yurtdışındaki bir takım firmalara yazıp numune, fiyat filan istiyordum. Gelen numunelerle de Türkiye’den birtakım firmalara teklifler yolluyordum. Tabii annem de hem sekreterim, hem ofis elemanı hem yemeği yapan kişi olarak hep yanımdaydı. Bir süre sonra Aselsan’da özel bir yer kaplama işi çıktı, Türkiye’de bulunmayan bir malzemenin numunelerini göndermiştim ve biri beğenildi. O sırada benim için çok büyük olan, 5 bin metrekarelik bir zemin kaplaması işini aldık. Annem çok şaşırdı, telaşlandı, ‘Nasıl altından kalkarız’ diye. Bunun üstüne ‘Beton zemini de sizin yapmanız gerekiyor’ dediler, onu da kabul ettim. O da özel bir vakumlu beton kaplamasıydı... İş böyle böyle büyüdü.
Şimdi kendimin de kullandığı bir medikal ürün imal ediyorum. 10 sene evvel hidronefroz denilen bir böbrek rahatsızlığı geçirdim ve idrar sondası kullanmaya başladım. Ancak Türkiye’de yoktu, ben de bu malzemeyi kendim için ithal etmeye başladım. O sırada buzdolabı kapakları için PVC kaplı sac ürettiğim bir fabrikam vardı. Benim durumumdaki arkadaşlar ve doktorum bu üründen talep etti. Bir yıllık ihtiyacımı getirmiştim, bir ayda tükendi. Tekrar getirdim, tekrar tükendi derken gördüm ki bu işe dönüşebilecek bir alan. Ben de markanın temsilciliğini aldım. Üç-dört sene sonra piyasaya daha ucuz ürünler girmeye başlayınca bizim fiyatlarımız rekabetçi olmaktan çıktı. TÜBİTAK desteğiyle AR-GE faaliyeti başlattık ve 2003’te tamamen kendi üretimimiz olan hidrofilik idrar sondasını çıkarttık. Bugün ABD ve Kuzey Avrupa ülkelerinin de dahil olduğu 20’nin üzerinde ülkeye ihracat yapıyoruz. Diğer iş kollarını bıraktık, tamamen Oasis’i büyütmeye, bir dünya markası olmaya odaklandık. O yolda da ilerliyoruz.”
Fotogaleri


