Sahibinin Sesi
- Detaylar
- Kategori: Sayı: 97 - Ekim 2011

Uçan Hollandalı İstanbul’da
Gerda, İbrahim ve Kerem TuncaHOLLANDA’DA YAŞAYAN İBRAHİM TUNCA, İŞ SEYAHATLERİ İÇİN İSTANBUL’A GELDİĞİNDE KALABİLECEĞİ, AİLESİYLE UZUN SEYİRLERE, ARKADAŞLARIYLA BALIĞA ÇIKABİLECEĞİ BİR TEKNE HAYAL ETMİŞ. ARAŞTIRMAYA BAŞLADIKTAN KISA SÜRE SONRA KENDİNİ CARVER 36 SUPER SPORT’UN GÜVERTESİNDE BULMUŞ...
YAZI: DENİZ BORA FOTOĞRAFLAR: TUĞÇE YENER
Hollanda’da yaşayan ancak bir ayağı İstanbul’da olan Tunca ailesiyle ilk tekneleri ‘Flying Dutchman/Uçan Hollandalı’da buluştuk. İbrahim Tunca’nın yanı sıra eşi Gerda ve oğulları Kerem de kendilerine ait bir teknede olmaktan dolayı çok mutlu ve heyecanlıydılar. Uçan Hollandalı’nın, ABD’den Marintürk İstanbul City Port’a uzanan öyküsünü, İbrahim Tunca şöyle anlattı:
Tek meslek idealim vardı, o da denizci olmak. Üniversite sınavlarında tek tercih yaptım, kazandım ve okuldan sonra hemen gemilerde çalışmaya başladım. 15 senelik denizcilik hayatından sonra uzak yol kaptanlığı yaptım. Sonrasında eşimle beraber beş yıl İstanbul’da yaşadık. Bu sürede denizde olmasam da gemilerle ilgili işler yapıyordum. Aldığım yeni bir iş teklifiyle eşimin memleketi olan Hollanda’ya gittik. Raslantılar sizi bir noktada karada yaşamaya zorlayabiliyor. Ancak yine denizcilik, yine gemiler üzerine çalışıyorum. Size ait bir teknede olmak, onu kullanmaksa ayrı bir duygu. Nihayet, uzun zamandan beri hayalim olan tekneye kavuştum, yapabildiğim kadar uzun süre denizde kalmak, denizi yaşamak istiyorum...
Yaklaşık bir sene evvel “Nasıl bir tekne?” diye araştırmaya başladım. “Yelkenli mi olsun motoryat mı?” diye düşündüm. Yelkenli, seyirde daha rahat ve sosyal kazançları da olan bir tekne tipi ama İstanbul’a tek başıma geldiğimde yelkenliyle denize çıkmam zor. İş için sık sık İstanbul’a geliyorum ve teknede kalmayı düşünüyorum. Yaşam vaadi bakımından bu tekne çok daha cazip. Bu tip bir tekne istediğime karar verdiğimde, Türkiye’de kullanacağım için İstanbul’da araştırmaya başladım. Markalar hakkında çok bilgim yoktu ama Carver daha ilk araştırmalarımda gözüme çarpmıştı. Bu tip teknelerin yeni ve ikinci el alternatiflerini inceledim. Bütçem çok müsait değildi ama yine de ne tür bir geçmişi olduğunu bilemeyeceğim için ikinci el tekne bakmaktan vazgeçtim. Bu arada tesadüfen Haluk beyle (Aytekin) tanıştım. Biraz o yardımcı oldu, biraz da ben bütçemi zorladım. Siparişten itibaren taksitle ödeme imkanı sağladı. Belki bir kamarası daha olan, biraz daha büyük bir tekne istiyordum ama yeni teknede onun maliyeti çok yüksek olacaktı. Küçük olsun ama yeni olsun dedim.
Tesadüfen iyi bir tercih oldu..
İdealimiz buydu açıkçası. Balık tutabileceğim bir tekne olması da beni etkiledi. Bu tekne siparişle yapıldığından bazı şeyleri talep etmeye hakkım oldu. Balık soketlerini ısmarladık, balık bulucu koydurduk, livarı zaten var. Koltukların altı balıkçılık malzemelerimle dolu ama daha balığa çıkma fırsatım olmadı, tekneyi yeni teslim aldık. Ekim gibi arkadaşlarla balık seferlerine başlarız. Bu sefer tekneyi tanımak ve tatil yapmak için geldik. Teknede kulllanacağımız eşyaları daha siparişi vermeden almaya başlamıştık zaten. Dekorasyon tamamdı yani. Donanım olarak da ek bir şey istemedim. Belki yedek halat, balon usturmaça filan alırız. Tekneyi başlı başına seyre hazır olacak şekilde temin ettik zaten. İç döşemelerinin koyu olduğunundan şikayet etmiştim, bu isteğim de dikkate alındı. Bir miktar açtılar, çok da güzel oldu bence. Teknenin ses ve görüntü sistemleri tekne gelir gelmez tamamlandı, sık sık kalacağım için buna önem gösterdim. Şansımız, benim Luka Marine’in ilk müşterisi olmam. Bize çok büyük ihtimam gösterdiler, teknem özel yapım gibi oldu. Ancak ben onların müşterilerine her zaman bu kadar özenli davranacaklarına eminim. Çok iyi bir ekip kurmuşlar, her şeyle ilgileniyorlar...
Flying Dutchman, hiçbir limana kabul edilmeyen bir yelkenli tekne efsanesidir. Bizimki yelkenli olmadığı için bütün limanlara kabul ediliyor!
Flying Dutchman’in ilk seyri
İlk tatilimizi Yunanistan’da yapmayı planlamıştık ancak tatilde transit log işlemleriyle, prosedürle uğraşmak istemediğimizden vazgeçtik. Onun yerine, yakıt tanklarımızın rahatça yettiği mesafedeki Bozcaada’ya gittik. Buradan 3 ağustosta çıktık, rüzgâr biraz sertti. Marmara Denizi’nde yaptığımız 5 saatlik seyrin 3-3,5 saati sert denizde geçti. Bir gece Asmalı’da havanın mayna etmesini bekledik. Güzel, sakin bir yerdi. Gemilerde çalışırken büyük limanlarda kaldığımızdan, küçük limanların yanından geçip gider, hep büyük limanlara girerdik. Şimdi bağlanacağınız limanı, koyu kendimiz seçiyoruz; bu da çok hoş bir şey. Asmalı’da beklerken hava çok da sakinlemedi ama hem tekneye hem de kendime güvendiğimden yola devam ettim. Uzakyol kaptanı olduğumdan bu tür denizler benim için sorun değil. Güvenimde yanılmadım, biraz sallanmanın dışında sorun yaşamadık. Aslında dalgalar arkadan geliyordu ama teknenin hızından dolayı önden almaya başladık. Serpinti, sallanma olunca tatil havasından çıkıp denizle boğuşmaya başlıyorsunuz ama bu bütün teknelerde böyle, küçüğünden büyüğüne... Tekneyi ilk defa kullanmama rağmen tedirgin olmadım, motorlarıma güveniyorum, çok güçlü ve güvenilir olduklarını biliyorum. Teknenin yalıtımı da çok sağlam. Zaten gerekli bakımı yapıp denize öyle çıkınca korkacak bir şey yok. Her zaman şöyle deriz denizcilikte: “Gemi limanda batar…”
Manevrası çok iyi. İki adet 315 HP Yanmar dizel motoru ve baş ve kıç pervaneleri var; bunlar çok büyük kolaylık. Tekneyi yengeç gibi sağa sola götürebiliyorsunuz. Kıç taraftaki flap’ler, belirli bir süratten sonra kıç tarafı kaldırarak hem hızı artırıyor hem de seyir konforunu... Satış aşamasında çeşitli motor seçenekleri sunuldu ancak ben ucuz olanını seçtim. Kullandıkları her iki marka da son derece kaliteli, hız yapmaya da niyetim olmadığı için daha güçlü motor istemedim. Amacımız olduğumuz yerin keyfini çıkartmak. Teknenin en yüksek sürati 27 knot ama ben 18-20 knot arasında kullanıyorum. Böylesi hem ekonomik hem de ses açısından daha iyi. Teknenin ses yalıtımı iyi ama 28-30 knot’a çıkınca biraz uğultu olması kaçınılmaz. Yakıt tüketimi ise 18-20 knot seyirde saatte yaklaşık 50 litre.
Kerem de en başından beri çok hevesliydi, tekneyi sahiplendi. Beraber teslim aldık, birlikte keşfediyoruz tekneyi… Manevralarda benim en büyük yardımcım Kerem, o da denizcilik eğitimi almayı planlıyor. Şimdiden alışması çok iyi. Biliyorsunuz gençler bütün elektroniklere yakın, Kerem de teknedeki elektronikleri çok iyi kullanıyor. Seyir planlamasını o yapıyor, rotayı çiziyor, toplam mesafeyi söylüyor, kaptanlık yapıyor. Önemli manevralar dışında teknenin kumandasını da ona verebiliyorum.
İç mekanlar, satış sonrası servis
Teknenin yaşam mahalli çok geniş, flybridge’i de büyük. Kapasitesi 10 ama 20 kişi rahatça seyir yapabilir bu teknede. Bence ideal Boğaz ve Marmara teknesi. Türkiye’ye yılda 8-10 kez geliyorum. Artık 10-12 defa geleceğim ve bugüne kadar dört-beş günde tamamladığım seyahatlerimi artıracak şekilde yapacağım programımı. Hollanda’nın resmi tatillerini de ailemle beraber İstanbul’da geçireceğiz. Tekneyi daha çok tanıyacak ve daha çok kullanacağız...
İçeri girince fark etmişsinizdir, teknenin yaşam mahalli dışarından göründüğünden de geniş. Tavan yüksekliği iyi... Kumanda mahallinin sadece yukarıda olması bence bir avantaj. Böylece salon daha geniş ve kullanışlı. Birçok teknede salonda da bir kumanda mahalli var, benim özellikle istemediğim buydu. Yağmur soğuk önemli değil, kışın tekneyi yukarıda kullanabilirim. Zaten flybridge’in her tarafı brandayla kapanıyor.
Luka Marine’in satış öncesi ve sonrası servisinden de çok memnunuz. Siparişten itibaren üç aylık bir süre verildi. Üretime mart ayında ABD’de başlandı, ağustos başında teslim aldım ve bu sürede teknemin geçirdiği her aşamayı takip edebildim. Kalıbından, motorların konmasına, gemiye yüklenmesine teknemin her aşamasının fotoğrafları bende var. Haluk bey her aşamanın fotoğraflarını bana gönderdi, teknenizin kontrolünüze açık bir şekilde üretiliyor olması insana güven veriyor.


