Naviga - Tekne, yelken, yat ve deniz kültürü derginiz...

tepe

MAYIS SAYISI BAYİLERDE!

En havalı yardımcılar şişme bot dosyasında bir arada - Kaptansız tekne kiralayanlardan öneriler - Alim Sür’den sezona hazırlık listesi - Windy 40 Maestro, Cantieri Estensi 530 Maine, Delphia 47, Joker 9.70 - Tenteler: Güneşten korunmanın kolay ve hesaplı yolları

ABONE OLMAK İÇİN TIKLAYIN.

Hepimiz denizciyiz, hepimiz yelkenci…

egitim

Yelken yapmak hobi midir? Evet, ‘hobi’dir. Özel bir teknede, dingide, şambrelde bir parça bez ile yol alırsın, mutlu olursun… Benim de tesadüfen tanışıp öğrendiğim ve aşık olduğum bir hobim var; yelken!

Yazı: Erol Kepenek Fotoğraflar: Naviga arşivi


Başka hobiler var mıdır? Elbette vardır.
Bisiklet: Alırsın binersin, bilmiyorsan mahalleden bir büyük, abi, amcaoğlu ya da birileri öğretir. Birkaç kez düşüp, kafayı gözü yarabilirsin ama önemli değil, acısı sonra geçiyor.
Trekking: Yürümeyi zaten küçüklükten bilirsin, gerisi manzarası güzel yerler bulup ter çıkana kadar dolanmaktan ibaret. Burada ilave hobi olarak ‘fotoğraf’ çekebilirsin.
Fotoğraf: Madem laf fotoğrafa geldi; bir fotoğraf makinesi alırsın, el kitabı zaten her şeyi öğretiyor. Yok, çok meraklı isen ‘fotoğraf kulüpleri’ var, onların etkinliklerine katılır biraz daha ‘sanatsal’ fotoğraflar çekebilirsin.
Resim: Yeteneğin varsa yaparsın, yoksa boşuna uğraşma, senden ressam olmaz. Yaptıklarını anca odana asarsın ‘netekim’…
Dağcılık: Çeşitli dağcılık kulüpleri var, “Ben dağa çıkmak istiyorum” dersin, daha önce dağa çıkmış adamların peşinde, zirve zirve dolaşırsın. Sonra Nasuh Mahruki gibi usta olur Everest’e bile çıkarsın. Kim ne diyebilir?
Motor/otomobil sporları: Bakın, bu iş ehliyet olmadan olmaz. Önce ehliyet alırsın. Bunun için devletin sertifika verdiği sürücü kursları var, oralarda mecburi eğitimini tamamlarsın, sonra sınava girer ehliyeti alırsın. Sonrası bütçene ve çevrene kalmış. Özel parkurlarda, rallilerde, pist yarışlarında hobinin keyfini çıkarırsın.
Amatör denizcilik: Para kazanmayı amaçlamadan denize çıkmak istiyorsan alırsın ADB’ni (Amatör Denizci Belgesi), uygun bir tekneyle denize çıkarsın. Sınırın yok, dünya senin...
Keşke medeni memleketlerde olduğu gibi, bu belgeyi de almadan denize açılabilsek! Maalesef bayılıyoruz belge, kayıt, kuyut, denetim, kontrol işlerine…
egitimAmatör denizcisin ama yelkenli tekne ile denize çıkmak istiyorsun: İşte burası biraz karışık.
İngiltere’de: Ellen Mac Arthur gibi çocukken baban bir dingi verir, limanda, ağlaya zırlaya öğrenirsin. Sonra dünya rekorları kırar, Kraliçe’den ‘dame’ onuru alabilirsin…
Amerika’da: Dennis Connor gibi yaparsın, sen de 3 metre bir dingi bulur tamir edersin, limanda birkaç kez devrilir,  batar çıkarsın, sonra çok seversen ‘Amerika Kupası’ kazanabilecek bir yat yarışçısı olursun. Kitap yazarsın dünyaya yelken öğretirsin.
İsveç’te, Yeni Zelanda’da, Fransa’da ve daha birçok gelişmiş ülkede durum budur. Kimse burnunu sokmaz hobine.
Türkiye’de; düne kadar sen de bir tanıdıktan, babadan, ağabeyden, arkadaştan, kulüplerin yaz kamplarından, özel şirketlerin düzenlediği rakı-balık- yelken programlarından öğrenebilirdin ama artık o devir geride kalıyor! Yakında bir meslek edindirme kursuna gitmek zorunda kalacaksın. Çünkü TUYEP devreye giriyor…   
Nedir TUYEP? TUYEP ‘Türkiye Ulusal Yelken Eğitim Programı’dır…
Nedir Dayanağı? Milli Eğitim Temel Kanunu, Mesleki Eğitim Kanunu, Özel Öğretim Kurumları Kanunu, Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği, Özel Kurslar Yönetmeliği, Özel Teknelerin Donatımı, Kaydı ve Belgelendirilmesi ile Özel Tekneleri Kullanacak Kişilerin Yeterlikleri Hakkında Yönetmelik, Gemiadamları Yönetmeliği, Eğitim ve Sınav Yönergesi…  
Yani, dayanak bol!
Konu iki senedir dillerde dolaşıyordu, ciddiye almamıştım meğer ciddi imiş.  Programı duyunca baktım ki ‘hobi’ için denize çıkanlara da “Sen yelkeni öyle öğrenemezsin/öğretemezsin, böyle öğreneceksin” demekte…   
Oysa programın dayanağına bakınca görüyoruz ki ağırlıklı olarak bir meslek edinmekten/edindirmekten bahsediliyor…
Ama bizler bir meslek öğrenmek istemiyoruz! Mesleklerimiz var, sadece boş zamanlarınızda ağzımızın tadı işle hobimizi yaşamak istiyoruz!
Pekiyi, ulusal bir eğitim programımız olması kötü mü? Tabii ki değil.
Eğer bir meslek edindirmekten bahsediyorsak mutlaka ulusal programımız olmalı… UKSA gibi, RYA, IYT gibi dünya çapında okullarımız da olmalı. Hatta o kadar iyi olmalı, öyle bir ‘sertifika’ vermeli ki buralardan yetişen, iki/üç dil bilen, aşçılık sertifikasını da üstüne koymuş kaptanlarımız, dünyanın en güzel teknelerinde iş bulup çok para kazanabilmeli. Hiçbir itirazım yok.
Sporcu yetiştiren kulüplerin bir standardı olmalı mı? Tabii ki olmalı, hiç itirazım yok! Hatta öyle sporcular yetiştirmeliyiz ki Yeni Zelandalı yelkenciler, Olimpiyat Oyunları’nda ağzı bir karış açık izlemeli bizimkileri…
Ama hobisi için denize çıkanlara “Öyle olmaz, böyle olur” demek, ne demek? Konuları basitleştirip ‘devletten arındırmaya’ çalışmak yerine yetkililer, yeterlilik belgeleri, uzmanlıklar peşindeyiz yine…
Bu yelken dediğimiz şey bizim için ‘hobi’ değil mi? ‘Cern’e mühendis mi yetiştiriyoruz?
Programların içeriğini, yeterliliğini tartışmıyorum. Sadece ‘hobisi’ için denize çıkmak isteyenlerin gireceği cendere beni rahatsız ediyor.
Yelkeni öğretenler tarafında da bana göre bir sıkıntı yok.
Forumlarda, yorum köşelerinde bazı tartışmalara tanık oluyorum! Yok, efendim özel tekne ile ders veriyorlarmış, yok ADB ile denize çıkılıyormuş, yok açıktan para kazanıyorlarmış!
Bu konuların denetçileri bellidir. Onlar gereğini yaparlar, yapmıyorlarsa onların eksiği!  
Yelken öğreterek para kazananlar, yetersiz belge/tekne ile iş yapıyorlarsa SG (Sahil Güvenlik) ya da Liman gereğini yapar. Yok, iş yapıp, kazançlarını beyan etmiyorlarsa; bu mali suç oluşturur ki bu durumun bizimle, federasyonla, MEB’le filân bir alâkası olamaz. Mali polis bakar işine, hukuk gereğini yapar. Kime ne?
Efendim, “Rakı balıkla yelken mi öğrenilirmiş!” Bu müşterinin tercihi, ister rakıya isterse sade suya gider! Kişi işini iyi yapıyorsa müşterinin arkası gelir, yapamıyorsa teknesine kimse gelmez. O kadar küçük ve dedikodusu bol bir piyasayı konuşuyoruz ki gelir geçer müşteri bulmak kolay değil. Kaldı ki hiç kimse seyirde elinde kadehle yelken öğretmez, kimse de öğrenmez.
Yelken yapmanın pasta börek yapmaktan, bahçe düzenlemekten, bisiklete binmekten, trekking’den, uçurtma uçurmak, sinemaya düşkün olmaktan ne farkı var ki? Nedir MEB denetimi?
Kişi denize çıkmak için bir belge (ADB) ediniyor zaten, onun için isterse kurs, sınav tamam! Daha sonrası yelken; kişi nasıl öğrenirse, kimden öğrenirse öğrenir! Kime ne?  
Şambreline yelken takıp dünyayı dolaşmak isteyenlerin tabi olacağı hiçbir yönerge ya da mecburiyet olamaz... Ol-ma-ma-lı!
Tek gerçek var; yelken son yıllarda biraz trend oldu, sponsorlar çoğaldı, artık şirketler bu işe yatırım yapıyorlar. Dolayısıyla TYF dahil herkes bu piyasadan pay kapma peşinde.
Oysa belki de TYF konulara bambaşka bir açıdan bakmalı. Biraz büyük lâf olacak ama asıl yapılması gereken; bütün kulüplerin, hatta kişilerin üye olabildiği, gerçekten STK (Sivil Toplum Kuruluşu) olan bir ‘Yelken Federasyonu’nu yaratarak devletin güdümünden kurtulmak olmalı. Sonra da 2025’e hedef koyup RYA (Royal Yachting Association) veya DSV (Deutscher Seglerverband) gibi olabiliyor muyuz, ona bakılmalı. Bunu becerebiliyor muyuz?
Bilindiği gibi, Türkiye’deki spor federasyonlarının hiçbiri ‘Amatör Denizcilik Federasyonu’ gibi kulüpler tarafından kurulmadı, hepsi GSGM’nin bir parçası gibi.
Gerisi heyecan verici değil.
Yelkeni de ister arkadaşımdan öğrenirim, ister babamdan, istersem kendi kendime, bata çıka, kimseyi ilgilendirmez…
MEB, çok istiyorsa -ki çok istemeli aslında- kıyı beldelerinde ‘ilköğretim okullarına’ seçmeli yelken dersi koymalı, özendirmeli… TYF’de oralarda çalışacak yelken eğitmenleri yetiştirmeli.
Bir örnek vaka yapalım: Dört üniversiteli genç, aralarında para toplayıp ‘bir de farklı tatil yapalım’ diyerek, Göcek’te bir charter şirketinden ‘yelkenli’ tekne kiralarlar. Gençler daha önce hiç denize çıkmamıştır, yelken yapmayı bilmezler, aralarında ADB sahibi kimse de yok. Charter şirketinden bir de skipper (kaptan) alırlar ki tekneyi kullansın…
Daha ilk gün bir orsa seyrinde o kadar mutlu olurlar ki bir taraftan merakla skipperı izlemeye başlarlar. Sonra sorular gelir “Abi, bu nasıl bağlanıyor?”, “Bunu nasıl tutayım?”, “Yelkeni niye şimdi böyle yaptın?”…  Akşam da bir koya bağlarlar, güvertede yemek yer hatta iki şişe şarapla biraz deniz sohbeti yapıp yorgunluktan uyurlar. Ertesi gün biri vinç çevirmeye, diğeri cenova ıskotası tutmaya başlar. Daha sonra hava sertler, yelkene camadan vururlar, bir kişi ana yelken ıskotasını alır... Bu iş böyle hafta boyunca sürer. Dolayısıyla gençler birçok şeyi öğrenirler ve yelken seyrine tutkuyla bağlanırlar.
Talim Terbiye Kurulu bu tatilin neresinde yer alacak? “Yoksa siz güvertede şarap mı içtiniz?” bölümünde olabilir mi?  
TUYEP’in “…. Eğitimlerin Federasyonca yetkilendirilmiş Öğretici/Eğitmenlerce verileceği hükümlerini şart olarak getirilmiştir.” Kriteri, bu olayda nasıl geçerli olacak?
Gençler öğrendiler bile!
Ne der bu konuda Sadun Boro, Necati Zincirkıran, Haluk Karamanoğlu, Azat Baykal, Osman Atasoy, Teoman Arsay ve daha ismini saymadığım amatörler?
Tartışıldı mı? Ne derdi rahmetli Süleyman Dirvana, bilemiyorum!
Ne ilgisi olabilir amatörce denize çıkmak isteyen kişinin, ‘Beden Eğitimi ve Spor Tesisleri Yönetmeliği Madde 7’ ile? Anlamak olanaksız…
Programı onaylayan MEB ‘Talim Terbiye Kurulu’ kararında imzası olan isimlere bakıyorum; Nimet Çubukçu, Zübeyir Yılmaz, Ömer Özcan, Füsun Köksal, Ahmet Sönmez, Ahmet Ergün Bedük, İbrahim Bükel, Halil Aşıcı, Dr. Vahap Özpolat, Dr. Hacı Mustafa Açıköz, Sami Zeybek, Emine Duman, Nihal Coşkun, Abdülkadir Yılmaz… Hepsi tanıdık yelkenciler!
Hepimiz denizciyiz, hepimiz yelkenci.
Ss/Deniz, rüzgâr ve sevgiyle.

Programın mimarları anlatıyor

TYF tarafından hazırlanan ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın onay vermesiyle yürürlüğe giren Ulusal Yelken Eğitim Programı (TUYEP), bütün sistemi değiştirecek. Haliyle tartışmalar devam edecek, biz de önümüzdki aylarda programı detaylı bir şekilde sizlere aktaracağız. Söz şimdilik programın hazırlanmasında etkin olan isimlerde:

Nazli ImreNazlı İmre (TYF) Başkanı
Bu programın uygulanmasına neden gerek görüldü?
Bildiğiniz gibi Türkiye Yelken Federasyonu (TYF), Uluslararası Yelken Federasyonu’nun (ISAF) bir üyesi ve Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerindeki temsilcisidir. Bu bağlamda, yıllardır yelken yarışları düzenlediği gibi ISAF tarafından yeni başlatılan iki projenin de uygulayıcısı olması doğaldır. Bu projelerden birincisi, yelken sporunun yayılması ve yeni sporculara ulaşmak için oluşturulan ‘Learn to Sail’ programı, diğeri de bünyesinde muayyen standartlara sahip yelken eğitimi merkezlerine sahip yerel otoritelere verilen ‘ISAF Accredited Training Center (ISAF Yetkili Eğitim Merkezi) programıdır. Her ikisinin de hareket noktası bir ulusal yelken eğitim programıdır. Ülkemizde yıllardır verilen yelken eğitimi içeriği çeşitli sebeplerden dolayı kağıda dökülememiş ve bugüne kadar böyle bir ulusal program oluşturulamamıştır. Federasyonumuz bu konudaki çalışmalarına 2006 yılında başlamış ve yürürlükte olan kanun ve yönetmeliklere göre böyle bir programın ancak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından onaylanabileceği gerçeği ortaya çıkmıştır.

Bu düzenlemenin yelken sporumuza ve yatçılığımıza faydaları neler olacaktır?
Yelken sporu farklı tekneler üzerinde, altı yaşından itibaren yapılabilen, aynı esaslara ve kurallara dayalı bir spordur. Bu sebepten yelken sporu ve yatçılık diye bir ayrım söz konusu edilemez. Yat sabit salmalı, motorlu tekneler için kullanılan genel bir tabirdir. TUYEP (Türk Ulusal Yelken Programı) yıllardır yelken eğitimlerinde uygulanan başlıkları kapsamaktadır, bu başlıkların formatlandırılmasıdır. Bu formatlama yapılırken ISAF ve onun tavsiye ettiği Rockley International firmasından destek alınmış, gelişmiş ülkelerdeki programlar ülkemiz şartlarına uyarlanmıştır.

Program, TYF çatısı altında faaliyet gösteren kulüplerde aynı içerik ve standartta eğitimin verilmesini sağlayacaktır. Yine Gençlik ve Spor Gece Müdürlüğü (GSGM) bünyesinde faaliyet gösteren özel beden eğitimi kurumları ve spor tesisleri bu programı uygulayacaklardır. Başarı ile bitirilen her kurs, kursu veren öğretici tarafından katılımcının sicil defterine (Log Book) işlenecek ve böylece kursiyerin bilgi seviyesi tescillenmiş olacaktır.

Özel kurumlar tabii ki isterlerse bu programın bir parçası olabilirler. Programın uygulanacağı sınıflar, ‘su üzerindeki yelkenli tekneler’dir. Bu uygulamayla hedeflenen, standart koşullara sahip ve ISAF normlarına uygun bir eğitim biçimidir. Program can güvenliği, emniyet tedbirleri, çevreye saygı gibi bir çok unsuru da ihtiva etmektedir. Bir yakınından yelken öğrenmek isteyenleri, kendi kendine yelkenli tekne ile gezmek isteyenleri engelleyici bir durum yoktur, bu bir tercih meselesidir. Tıpkı okuma yazmayı okuldan önce bir yakınından öğrenmek gibi...

Amatör yatçılık kursları bu programa neden dahil edildi?
Yukarıda da belirttiğim gibi yatçılık yelken sporunun bir bölümüdür, bu sebeple programın içinde ayrı bir başlık olarak değerlendirilmiştir. TUYEP üç ana bölümden oluşmaktadır: Küçük tekneler (dingi), rüzgâr sörfü ve yelkenli yatçılık. İhtiyaç olduğu takdirde bu bölümlerin sayısı artırılabilir. Federasyon bünyesindeki yelken faaliyetleri zaten amatörce yapılmaktadır. Performans sporcularına belirli programlar doğrultusunda verilen maddi destek profesyonellik olarak değerlendirilemez.
Yelkenin yaygın olduğu, geniş kitlelere yayılmış bir kültür olduğu ülkelerde amatör eğitimler nasıl yapılıyor? Müfredatları federasyon mu belirliyor? Bütün eğitim kurumları federasyona mı bağlı ?
Adından da belli olduğu gibi ulusal eğitim programları, her ülkeye has programlar olup o ülkenin özelliklerine ve kanuni gerekliliklerine göre oluşurlar. ISAF’a üye 130 ülke içinde hiçbir eğitim programı olmayan ülkeler olduğu gibi müfredatları farklı kuruluşlar tarafından onaylanan federasyonlar da mevcuttur. Ülkemizdeki spor faaliyetleri ise GSGM şemsiyesi altında ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerince gerçekleşmektedir. TYF’nin MEB ile ilişkisi, sadece programın aidiyetini ve yasal yeterliliğini belirlemek içindir.

Programın tam içeriği ne zaman açıklanacak? Uygulamaya ne zaman geçilecek?
ISAF onaylı sekiz haftalık Teknik Eğitim Kursu’na IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) Olimpik Dayanışma Bursu ile katılarak ISAF Eğitmeni belgesi alan Emrah Sürmen TYF Eğitim Departmanı’nın başına getirilmiştir. 11 Aralık 2010 tarihinde yayınladığımız duyuruda da belirttiğimiz gibi federasyonumuz, uluslararası danışman kuruluş ile birlikte öğretici/eğitmenleri yetkilendirme ve yetiştirme  amaçlı bir dizi eğitim planlamıştır. Bu kapsamda verilecek eğitimlerin ilki, Dingi Bölümü için, 24-29 Ocak 2011 tarihinde, ikincisi ise Rüzgâr Sörfü Bölümü için 14-19 Şubat 2011 tarihinde gerçekleşecektir. Bu eğitimler sonunda katılımcılar öğretici belgesi alacaklar ve ilgili bölümlerin 1. ile 2. kademe kurslarında eğitim verebileceklerdir. Programın içeriği MEB tebliğler dergisinde yayınlanmıştır. Verilecek eğitimlerde bu esaslar öğretici adaylarıyla paylaşılacaktır. Ayrıca ocak ayı içinde yapacağımız toplantılarda, programın özelliklerini kulüp yöneticilerimizle paylaşacağız. Daha şimdiden birçok kulübümüz TUYEP programını uygulamak için başvurmuş bulunmakta. Uygulama sırasındaki tecrübelerimiz, gerekirse tabii ki programa yansıtılacak ve program içeriği geliştirilecektir.

Mustafa MiharbiMustafa Miharbi (TYF Eğitim Kurulu üyesi)
TYF Eğitim Kurulu’nda göreve başladığımız günden beri yat eğitimi verenler sürekli şikayet ediyorlar, iyiyle kötünün birbirine karıştığından, eğitimde kalite ve güvenlik diye bir şeyin kalmadığından yakınıyorlardı. Mutlaka bir düzen kurulmasını istiyorlardı. O sıralarda ISAF Eğitim Komitesi de, federasyona milli yelken eğitim programımızı yapıp yapmadığımızı soran yazılar gönderiyordu. Eğitim Kurulu’nda Dr. Şinasi Numan ile beraberiz. Eğitim Kurulu’nun görev tanımı, yurdumuzdaki yelken eğitimini düzenlemek. Durabilir misin önünde!  Görev bizi çağıyordu... Bu arada, ISAF’ın ‘Learn to Sail’ programı genelleşmeye başladı. Diğer ülkelerin gerisinde kalacağız diye huzursuzlanırken ISAF’tan da bomba bir haber geldi... Federasyon başkanımız Nazlı İmre ISAF’ın eğitimden sorumlu başkan yardımcısı seçilmişti. Başkanımız bütün dünyadaki yelken eğitimini denetlerken bize de düşen, dünyaya örnek bir program geliştirmekti.
Bu düzenlemeyle bütün dünyada yüz yıl önce başlamış olan, bireysel deneyimlerin toplanarak süzülmesi, eleştirilmesi ve rafine edilerek bir bilgi demeti haline getirilmesine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Bu bilgiler, daha sonra ulusların demetleriyle birleşir ve böylelikle bilgi evrenselleşir. Tarihimizde ilk evrenselleşmeyi Piri Reis yapmıştır. (Hani şu Yemen dönüşünde ganimetlerden pay isteyen Basra Valisi Kubat Paşa’nın girişimiyle astığımız.) Birey veya aile bazında saklanan bilgilere sahip olanlara ‘alaylı’, diğerlerine ‘okullu’ denildi. Alaylılar okulluları hiç sevmedi... Deneyim eksikliklerinden istifade ederek okulluları zor durumlarda bıraktılar. Netice olarak okullular eğitim sistemlerinin içine ‘deneyim’lerini katabildiler ancak alaylılar deneyimlerine bilgi katamadıkları için tarih sahnesiden silindiler. Bizler bu tarihi gerçeği iyi değerlendiriyoruz. Programlarımızı deneyimlerle birleşmeden tamamlanmış saymıyoruz. Bu sebepten eğitimde log defterleri önemli bir rol oynayacak.
Hepimiz amatörüz. Yıllarca yarıştık, her yarış için iştirak bedeli ödüyoruz. Kulüpler sıkışır, para derler, üstüne para öderiz. Programın bizim gibilere faydası çok. Yarışlara gezi sınıfından girenlere de bu program yelkencilik ve yatçılık için büyük kaynak sağlayacak.
Geriye kim kaldı denize çıkacak?  Balon basmaktan söz edilince yüzünü buruşturacak, orsada trim dediğin zaman “Amaan boş ver şimdi, al şu balıkla rakıyı” diyen kesim. Gerçekten onların ne işi var okullarda? Kim korkutuyor onları? Çoğu dünya tatlısı olan bu arkadaşlarım, kimsenin gözü senin rahatında değil...
Federasyon kavramı farklı. Federasyonlar belli bir hobi veya spor dalında faaliyet gösteren kişilerin bir araya gelerek kendi kurallarını koymak için oluşturdukları bir örgüttür. Tabii ki farklı görüş ve değişik programları geliştirebilirler. O zaman da federasyonların görevi, yeni sistem eskisinden daha iyiyse, ona sahip çıkıp kuvvet ve olanaklarını o yöne doğru seferber etmek olur.
Ama Federasyon=Devlet diye  düşünülüyorsa,  burada bir yanlışlık var. Bizim programımızın içinde devletin gözü yok. İyi dikkat ederseniz YY3 kursunun içinden sevgili Tunç (Tokay) kardeşimizin önemli katkıları çıkar. Denizcilik kültürü dersine sıra gelince sevgili Mihri (Belli) kardeşimiz birden belini doğrultur, “Dur bakalım, bir defa burada!” der. Öğreticilerin yardımcıya olan gereksinimi denince Levent (Özonur) hocamın işbirlikçi, katkıda bulunmayı seven silüeti belirir. Her fikir soruşumda “Uzaklardayız ama yakınınızdayız” diyen Cumhur (Gökova) Hoca’nın rüzgârını yanınızda hissedersiniz. Bir şey istesen, hemen etrafında pervane olan Gül (Çelik), ilk günden beri her konuda koşmaya hazır Arif (Erdem), uzun yollarının arasında fırsat buldukça  “Buradayız” diyen Edip (Ürer) kardeşim, bir iş istedim diye her şeyi bırakıp koşan Seden (Kızıltunç) kardeşim, saydıkça sayabilirim, hepsi bir film şeridi gibi....
Hele hele Talim Terbiye’deki hocalarımız… “Ne anlarlar acaba” diye ön fikir besleyenlere, yurdumuzun iftihar edilecek, örnek bir kuruluşu olduğunu gösterircesine, bayağı ders gibi çalışıp da gelmişler. Bizi kurulda bir güzel sıkıştırdılar… “Helal olsun”, dedim.
Yine de alternatif bir program yapıp uygulamak isteyen olursa hiç de kötü olmaz.
Rekabet her zaman müesseseleri ileriye götürür,  bu programa muhalefet etmek de zaten böyle olmalıdır...

Levent OzonurLevent Özonur (MYK-UNO İcra Kurulu Başkanı)
Gelişmiş ülkelerde mevcut olan ve yelken eğitiminin belirli standartlarda yapılmasını öngören bu anlayışın, model olarak ülkemiz yelkenciliğine getirmeye çalıştığı için öncelikle TYF’ye teşekkür etmek lazım.

MYK-UNO olarak çalışmaya başladığımız ilk günden itibaren, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile kulübümüz arasındaki bürokratik sorunları çözmeye gayret ettik. Bu nedenle MEB’e resmi müfredat talebiyle başvuran belki de ilk kulüp olduğumuzu bu vesileyle paylaşmak isteriz. Ancak gelişim sürecinde TYF devreye girdi ve dosyalar aynı masada birleşince, doğal olarak TYF programının sonuçlanmasını beklememiz önerildi. Ciddi bir kulüp çalışması olarak önem kazanan bu yapının, devletin organları arasında yer bulması önemlidir.
TYF yetkililleri, 2008 senesinde tüm kulüp ve özel yat eğitimi veren kurum ve şirketlerin temsilcilerini Ataköy’de bir toplantıya çağırmış ve ‘Eğitim Kurulu’ adı altında bir yapı oluşturmak istediklerini söylemiş; bugün çıkmış olan bu müfredatın görüş, amaç ve sonuca uygun bir yapıya kavuşturulması için paylaşımda bulunmuştu. Ancak geçen süre zarfında Nasrettin Hoca fıkralarında olduğu gibi ortada kimse kalmamıştı. Yeri gelmişken bu projenin gerçek sahibi ve kahramanı olan Mustafa Miharbi beye teşekkür etmek lazım.

TYF bu konuda neyi hedeflediğini açıklamalıdır, açıklayacaktır...
Her şeyden önemlisi, tüm Türkiye’de tek tip bir müfredat olacağı gerçeği çok önemlidir. Meseleye ‘eğitimde fırsat eşitliği’ olarak bakmak lazım. Belli bir disiplin içinde çalışmaktan kimse korkmamalı. Kimin neyi, nasıl yaptığından çok, kurumsal bir anlayış ve uygulama içinde çalışmak ve süreci hep birlikte kazanmak lazım diye düşünüyorum. Son günlerde birçok olumsuz yorum okuyoruz. Henüz TYF bile bu uygulamayı nasıl hayata geçireceğini ve sürdüreceğini pratikte bilmiyorken “Bu bir felakettir!” mesajları ile tepkiler oluşturmak yerine, önce ne olduğunu ve nasıl gittiğini anlamak lazım. Herkes için yeni bir sürecin başlangıcı olan bu yolda, TYF’ye ve diğer taraflara da destek olarak ortak yol ve çıkarlarda buluşmaya çalışmak lazım.
Bu ülkede herkesin bildiği bir İlköğretim Müfredatı vardır. Bu müfredatta Ali topu atar, Ayşe tutar...
Ali ile Ayşe emekli olana kadar da top bir oraya bir buraya gidip gelecek...
Bizim ise daha yeni ‘Ali ve Ayşe’miz olacak...
Türk yelkenciliğine hayırlı olmasını diliyoruz. Tarafların iyi niyetli olmaları halinde herkes için ilerleme sağlanacağını umuyoruz.