Sualtı-Tarkan Sevinçli
admin
A | a
Sualtı-Tarkan Sevinçli  

Sualtı-Tarkan Sevinçli


Dalış malzemeleri teknik servisi ve satışı üzerine çalışan Tarkan Sevinçli,dalış eğitmenliği de yapıyor. 


40 metre üstü dalış (Ekim’13)
Bu yaz dalışa başladım. Birkaç kez 30 metreye kadar daldım. Ancak daha derinleri merak ediyorum. Öğrendiğim kadarıyla 40 metre üstü dalışlar için Trimix eğitmenlerinden alınacak eğitimle özel bir belge almak gerekiyormuş. Nasıl bir eğitim almak, hangi ekipmanı kullanmak gerekir? Trimix nedir? Bilgi verebilirseniz çok memnun olurum.
Teşekkürler, Özkan Sevilen

Sorunuzu cevaplandırmadan önce şu noktayı açıklamam gerekiyor. Türkiye’de profesyonel amaçlı (sanayi dalışı gibi) dalışlar haricinde 30 metreden derine dalış yasaktır. (Yeni başlayanlar için bu sınır 18 metredir). Hâl böyle olunca da insanlar 30 metreden daha derinlerde ne olduğunu düşünmeye başlayıp merak ediyor ve içlerinde daha derine dalmak gibi bir istek beliriyor. Kimileri de aldığı standart eğitim ve malzeme ile bunu yapmaya kalkışıyor ve kazaya sebebiyet veriyor.
30 metreden daha derine dalınır mı? Dalınır. Pekiyi bunu yaparken güvenliğimizi de tam olarak sağlayabilir miyiz? Sağlayabiliriz. Nerede? Türkiye haricinde herhangi bir ülkede. Çünkü bahsettiğimiz gibi Türkiye’de bu tip aktiviteler şu anda yasaktır. Bütün dünyada dalış aktivitesi mağara dalışı, batık dalışı, derin su dalışı, buz altı dalışı, kapalı devre teçhizatlı dalış gibi seçeneklerle çeşitlendirilmiş, eğitim sistemleri oluşturulmuş ve hem dalıcıların ekstrem dalışları daha güvenli bir şekilde yapması sağlanmış hem de sektöre özel malzemeler ve eğitim ile yeni kazanç kapısı yaratılmıştır. Trimix’in kelime anlamı üçlü karışımdır. Yani ağırlıklı olarak nitrojen ve oksijenden oluşan havaya üçüncü bir gazın yani helyumun eklenmesiyle elde edilen gaz karışımıdır. Neden bu gaz karışımı ile dalınır derseniz, hava ile yapacağımız dalışlarda havadaki oksijen oranından dolayı belli bir derinliğe kadar inebiliyoruz. Sınırların dışında bir derinliğe inersek oksijen zehirlenmesi ve sonucunda ölüm vakaları olmaması için, nitrojen narkozu dediğimiz derinlik sarhoşluğundan kurtulabilmek için devreye helyum-oksijen-nitrojen üçlüsünün dalacağımız derinliğe göre hesaplanarak yapılmış karışımları devreye giriyor. Yapacağımız dalışın derinliğine ve tipine göre öngörülen adette tüp kullanıyoruz.İnsanoğlu günümüzde yeterli dalış planlaması, gerekli donanım ve bilgi ve scuba sistemiyle ferdi olarak 300 metre derinliklere kadar inebiliyor. Bunu yapmadan önce ise çok ciddi, 1 santimetrenin bile çok önemli yeri olan bir eğitimden geçiyor. Hangi malzemeleri kullanması gerektiğini öğreniyor. İşin teknik yanı ağır bastığı için belirli bir seviyeye gelmiş olması gerektiğini biliyor ve durumunu gözden geçirerek uygulamaya geçiyor. Ve sonuç olarak da teknik dalışlarda diğer su sporlarına göre yok sayılabilecek kadar az kaza meydana geliyor.
Yukarıdaki konuyla ilgili çok fazla sayısal bilgi vermedim çünkü malumunuz konu daha çok belli bir seviyeye gelmiş dalıcıları ilgilendirdiği için kafa karıştırıcı olabilir. Bu seviyeye gelmiş ve sınırlarını artırmak isteyen dalıcılar ise ihtiyaçları olan eğitimi ve malzemeleri zaten dünya çapında forumlardan elde ettiği bilgiler sonucunda ediniyor ‘su yolunu bulur’ misali. Türkiye’de derin dalışa son yıllarda bir hayli ilgi oluştu ve buna paralel olarak eğitmenler de ortaya çıktı ama sayısı biraz fazla hızlı attı. Bu nedenle eğitim alacaksanız, eğitmeninizin geçmişini ve referanslarını iyi incelemenizi tavsiye ederim. Bu eğitimi verecek eğitmenlerin uzun bir dalış ve eğitmenlik geçmişlerinin olması gerekiyor. Uzun süreden kastımız ise teknik dalış eğitmenliğini en az beş yıldır yapıyor olmak.

PADI ve CMAS farkı (Eylül’13)
Merhaba, Dalışa başlamak istiyorum ancak bir konuda kafam karışık. Birden fazla lisans ismi görüyorum; PADI ve CMAS diye. Bunların arasındaki fark nedir? Hangisini seçmeliyim? Avantajları ve dezavantajları nelerdir? Başka bir lisans var mı? Yardımcı olabilirseniz sevinirim. Teşekkürler. Cenk Taşkın

Temel olarak PADI ve CMAS arasındaki en belirgin ayrım PADI’nin ABD, CMAS’ın da Avrupa menşeili olmasıdır. PADI profesyonel yöneticileri olan küresel bir şirket, CMAS ise seçimle işbaşına gelen kişilerin yönettiği ve ülke federasyonları ile birlikte çalışan bir kurum olarak faaliyetlerini sürdüregelmişlerdir. Hangisi daha yaygındır ya da hangisi daha geçerlidir gibi soruların cevabını ise ben şahsım adına kurumların Facebook sayfalarından beğenen kişi sayısına bakarak öğreniyorum. Örneğin CMAS’ın 9.000 kişi civarında beğeneni varken bu rakam PADI’de 710.000 kişiye çıkıyor. Bunda PADI’nin belirttiğimiz gibi profesyonel bir şirket olup sosyal medya çalışmalarını yapmasının da etkisi var tabii ki.
Dalışa yeni başlayacak insanların kafalarının karışık olmasının nedeni tabii ki sualtı dünyasına girmenin temel şartının olmazsa olmaz bir eğitim ve olmazsa olmaz malzemelere ihtiyaç duymasıdır. Dalış bir kayak aktivitesi gibi değildir. Kayağa başlarken belki eşinizden dostunuzdan küçük bir yardım alarak devam edebilirsiniz, en kötüsü doğru kaymayı öğrenemeyebilirsiniz ama dalış aktivitesi böyle değildir. Basınç altında hava solumamızdan dolayı eğitimsiz kişiler için hayati tehlikeler barındırır ve bu tehlikeleri bertaraf etmenin tek yolu iyi bir eğitim almaktan geçer. Bu eğitimi de yukarıda belirttiğimiz PADI, CMAS gibi sistemlerin eğitmen brövesine sahip, gerekli yükümlülükleri üstlenebilecek hocalardan alabilirsiniz.Dalışa başlayanlar kurs alacakları yeri genelde çevresindeki insanların daha önce kurs almış oldukları yerler arasından seçerler. Kursa başlayacağınız yer CMAS veya PADI sistemlerinden herhangi birinden eğitim veriyor olabilir. Bunun çok da bir önemi yoktur. Çünkü dalış yapabilmeniz için almak zorunda olduğunuz bir eğitim çizelgesi vardır.
Örneğin bir maske tahliye yapmadan veya hava paylaşımı eğitimi yapmadan hiçbir dalıcı adayı dalışa indirilemez, mümkün değildir. Yapmanız gereken şey sistemin ne olduğunu düşünmekten çok kurs aldığınız okulun Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’na kayıtlı olup olmadığını kontrol etmektir. Bunu www.tssf.gov.tr adresine girerek yetki belgesine sahip dalış okulları ve bu okullarda kayıtlı eğitmenleri kontrol ederek yapabilirsiniz. Unutmayın ki kursa başlamadan önce internetten basitçe yapabileceğiniz sorgulamalarla kursta size öğretilmek zorunda olan bilgilerden tutun da hangi dalış bölgelerinin yeni başlayanlar için daha uygun olduğuna kadar birçok bilgiyi edinebilirsiniz. Sonuç olarak toparlamak gerekirse dalışa başlayacaksanız ve kafanızda eğitmenle ve kursla ilgili türlü soru işaretleri varsa o yerden eğitim almayın. Dalış ciddi başlangıç yapılması gereken bir hobidir ve sualtına ilk adımı atacağınız hocanıza yüzde yüz güvenmeniz gereklidir. Şüpheniz varsa bırakın aklınızdaki sorulara tam cevap verebilen, kafanızda şüpheye yer bırakmayan eğitmeni bulana kadar arayın. Sistemin ne olduğundan daha önemli olan nokta budur. Bu iki sistem arasında birini tavsiye etmem gerekirse şöyle ayırabilirim: Dalışı belli tatil programlarında eğlence amaçlı olarak ve en fazla 20 metre derinliklere kadar ineceğiniz bir hobi olarak devam ettirecekseniz PADI veya CMAS’tan bröve almanız fark etmez. Hatta CMAS bröve daha hesaplıya gelebilir. Ama “Dalışa başlayıp ileride daha gelişmiş dalış sistemlerine geçeceğim, eğitmenlik yapmayı da düşünüyorum” derseniz CMAS’ı alın ama yanında muhakkak PADI brövenizi de edinin derim. CMAS, Türkiye’de eğitmenlik yapabilmeniz için mecburi almanız gereken brövedir. Türkiye dışında çalışacaksanız ona da gerek yoktur. PADI ise profesyonel çalışan bir şirket olmasından dolayı kendisini devamlı güncelleyen bir yapıya sahiptir ve bugün örneğin kapalı devre dalış sistemlerinin eğitimlerini üretici firmalarla yaptıkları ortak çalışmalarla eğitmenleri arasında yaygınlaştırmış ve bunların eğitimini sertifikalı olarak devam ettirmektedir. Bu özellik diğer sistemlerde maalesef yoktur, olduğunu iddia edebilecek sistemler de maalesef PADI gibi bilimsel ve eğitime dayalı bir çalışma yapmamaktadır. PADI’den eğitmenlik sertifikasını almış olan eğitmenler kapalı devre sistemlerinden tutun teknik dalış eğitimlerine kadar en güncel eğitimleri alabildikleri için daha geniş bir müşteri potansiyeline ve kazanç imkanına sahiptir ki bu da sektördeki gelecek açısından son derece önemlidir.Bu sistemlerin dışında da dünyada NAUI, BSAC, TDI gibi eğitim sistemleri de mevcuttur ama temel olarak aynı oldukları için en yaygın iki sistem olan CMAS ve PADI üzerinden açıklamaya çalıştım.

Kiralık malzeme güvenli mi? (Ocak’13)
Beş yıldır dalıyorum ancak kiraladığım malzemelerle. Bu, güvenilir bir yöntem mi yoksa kendi malzemlerimi almalı mıyım? İkinci el malzemeler güvenilir mi?
Sevinç Murat

Buna benzer bir soruyu daha önce de almıştık. Bu kez daha detaylı incelemekte fayda var.Bu sorunun cevabına geçmeden önce dalış malzemeleri ile ilgili kısa bir giriş yapmalıyız. Dalış neredeyse tamamıyla malzemeye bağlı bir aktivitedir. En küçüğü olan maskeden başlarsak. Eğer maske kendinize ait değilse su yapabilir. Bütün dalış boyunca maske tahliye işiyle uğraşırsınız ve etrafınızdaki hiçbir şeyi doğru dürüst göremeyeceğinizden dalıştan da zevk alamazsınız. Palet ve patikler de sizin değilse ayağınıza vurabilir, acı çekersiniz ve ağrı yapabilir.
Ayrıca palet düşük performanslı olabilir, böyle bir durumda fazla hava tüketirsiniz. Fazla hava tüketmek dalışın erken bitmesi ve zarar verebilecek nitrojenin fazla tüketilmesi anlamına gelir. Elbise göğüs kafesine baskı yapabilir, nefes almakta zorlanabilirsiniz. Hatta başkalarının kullandığı elbiselerden hepatit virüsünün geçebileceği konusunda yazılmış bilimsel makaleler mevcuttur. Alerjik reaksiyonlar zaten çok yüksek oranda mevcuttur. BC yani denge yeleği size ait değilse dolum-boşaltım ünitesi bakımlı olmayabilir, takılı kalarak hızla yükselmenize sebep olabilir, dolayısıyla büyük bir risktir. Ayrıca BC’nin bedeni uygun olmayabilir, üzerinizde oynayan bir BC’yle suda denge sağlamanız da zor olur. Regülatör hava kaynağımızdır ve en hayati ekipmanımızdır. Kendinize ait olmayan bir regülatörün bakımlı olup olmadığını anlayamazsınız. Bakımsız bir regülatör serbest akışa geçebilir, zor nefes almanıza ve yorgunluğa neden olur, aşırı tüketim yaptırabilir. Bu örneklerden de anlayacağınız üzere dalışı eğlenceli haline getirebilmemiz, kendimize ait malzemelerimizin hijyenik durumuna, bedeninin uygunluğuna ve bakımlarını düzenli yaptırmamıza bağlıdır. Bunlar tamam olduğunda sadece dalışa odaklanabiliriz. Bu bilgiler ışığında, ikinci el dalış malzemesi alırken dikkat etmemiz gerek noktaları şöyle sıralayabiliriz:
Malzemenin dalış okulunda mı yoksa şahsi olarak mı kullanıldığını bilmeliyiz. Dalış okulunda kullanılan malzemeler satılığa çıktığı zaman genelde hurda durumda olurlar.Şahsi kullanılmış ise; bilinen markalardan olmasına dikkat etmeliyiz çünkü dalış malzemeleri kişisel koruyucu donanım grubunda ürünlerdir ve üretimlerinde Avrupa ve ABD’yi kapsayan belli kurallara ve denetimlere tabidir. Özellikle Uzakdoğu’da üretilen CE belgesiz ürünler olmamasına dikkat etmeliyiz.Malzemenin yaşı kadar düzenli bakım yapılıp yapılmadığı da önemlidir. Düzenli bakımı yapılmamış bir regülatör beş yaşına geldiğinde artık deformasyona uğramıştır ve bakımı yapılsa da performans göstermeyebilir. Bunu, o markanın satıldığı yetkili satıcısında malzemeyi veya bakım kayıtlarını kontrol ettirerek öğrenebilirsiniz. Ciddi ithalatçılar genelde bütün bakımların kayıtlarını isim alarak tutar.Elbise, patik gibi ısıtıcı ürünlerde neopren kumaşının durumu önemlidir. Mikronize hava kabarcıklarıyla dolu olan bu kauçuk kumaş eğer kabarcıklarının hepsini veya bir bölümünü yitirmişse ısı tutma özelliğini yitirecek ve işinize yaramayacaktır.Tüp, üzerinde imalat yılı bulunan ve her beş yılda bir hidrostatik testten geçmesi gereken bir malzemedir. Tüp alırken dikkat etmeniz gereken testinin yapılmış olması ve iç temizliğidir. Dışarıdan baktığınızda pırıl pırıl duran bir tüpün içi aşırı halde paslı ve yağlı olabilir. Bunu kontrol edebilmenin yolu tüpün içine sarkıtabileceğiniz bir ışıkla göz kontrolüdür. Temiz de olsa 20 yaşından eski tüp almamaya dikkat etmelisiniz.

 

Tri-mix dalış nedir? Herkes yapabilir mi? Bir de ne zaman tri-mix dalış yapılır? Teşekkür ederim.
Azmi Bakır

Tarkan Sevinçli cevaplıyor: Tüplü dalış yani sırtımıza bildiğiniz halk dilinde oksijen tüpü denilen ama oksijenle alakası olmayan dalış tüpü takarak yaptığımız sportif dalış, özellikle son 25 yılda büyük bir ivme kazanarak yüzbinlerce bröveli dalıcıya ulaştı. Bu arada oksijen tüpü ile dalış tüpü arasındaki farkı da belirtmek gerekirse oksijen tüpü genellikle sağlık alanında kullanılan, dolum basıncı, malzemesi, imalatı farklı olan ve içerisinde  %100 oksijen bulunduran tüplerdir. Dalış tüpü ise farklı vana ölçülerine sahip, çelik ise epoksi boya ile kaplı, dalgıçların kullandığı, belli ebatlarda üretilen ve içerisinde şu anda soluduğunuz havanın basınçla sıkıştırılmış halini bulunduran tüptür.

Konumuza dönelim, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüplü dalış yapan bazı dalgıçlar belli bir tecrübeye sahip olduklarında her dalgıç gibi yasal sınır olan 30 metrenin altına dalmak arzusuna kapıldılar. Bunlardan bir kısmı düşük eğitimli dalış hocalarının arkasında binbir badire atlatarak bu arzularını tatmin ettiler ki, bunların bir kısmı dalış kazası olarak kayıtlara geçti. Diğer bir grup ise Türkiye’de dalış derinliği sınırı 30 metre olduğu için Türkiye’de böyle bir olanak olmadığından eğitimlerini yurt dışında aldılar. Bu eğitimler aslında teknik dalış dediğimiz ve derin sularda inşaat, enerji vs gibi alanlarda faaliyet gösteren iş alanına yönelik programlar. Yurt dışında alınan bu eğitimler tabii ki sanayi tipi dalışlar için değil, daha derine inebilecek sportif dalıcılar içindi. Derin dalışın gerektirdiği farklı malzeme kullanma zorunluluğu, mükemmel bir sephiye kontrolü şartı, farklı gaz karışımlarının kullanılmasının gerekliliği sonucu doğan yüksek maliyetleri karşılayabilen sportif dalıcılar, teknik dalıcı seviyesine terfi ettiler. Son üç-dört yıldır hazırlanmakta olan teknik dalışa dair şartlar yönetmeliği henüz yayınlanmadığından Tri-Mix dalışın gerekli eğitimi alan her dalgıcın yapabileceğini söyleyebilirim. Fiziksel olarak sportif 30 metre dalış sınırı olan tüplü dalışı yapabiliyorsanız önünüzde bir engel yok. Ama sportif dalış sınırlarınıza göre biraz daha detaylı matematik hesaplamalar yapabilme kapasiteniz olması gerektiğini bilin.

Gelelim ‘Tri-mix dalış nedir?’ sorunuza. Türkçe çeviri olarak üçlü-karışım anlamındadır. Bu üçlü karışım oksijen, nitrojen ve helyum. Neden bir dalışta bu üç farklı gaz kullanılır? Çünkü bizler derin dalış yapmak istediğimizde karşımıza bazı engeller çıkar. 60 metreye indiğimizde dalış tüpü dediğimiz hava ile inersek karşımıza vurgun ve derinlik sarhoşluğu dediğimiz sorunlar çıkabilir. Ama vurguna neden olan azotu, yani nitrojeni derinlik arttıkça bizi zehirleyebilecek olan oksijeni dengeleyebileceğimiz mucize ama bir o kadar da pahalı olan helyumla bir araya getirdiğimizde derinlik sınırımız da kalmamış demektir. Tabii gerekli eğitimi de aldıysak.

 

Akıntının olduğu yerlerde dalış yapmak riskli mi? Nelere dikkat etmek gerekir?
Koray İloğlu (aralık'18)

Akıntılı sularda dalış yapmak eğer akıntı dalışı kuralları ve malzemeleri konusunda bilgi sahibi değilseniz, evet risklidir. Ancak bu kurallara hakim ve doğru malzeme sahibiyseniz, eğlenceli bile olabilir. Eğlencesi akıntıya karşı başladığınız dalışın dönüşünde kendinizi akıntıya bırakarak suda uçma hissini duyabilmenizden gelir. Bir akıntı dalışını canlandıralım:

Dalış lideriniz dalıştan önce gruba brifing verir, yani bilgilendirme yapar. Satıhtaki kontrollerden sonra dalış başlar, dalış akıntıya karşı başlar çünkü akıntıyla başlarsanız büyük olasılıkla dönüşte akıntıya karşı yüzeceğinizden havanız yetmeyecektir. En büyük eforu, dolayısı ile havayı akıntıya karşı yüzerken harcamalısınız. Sadece bununla da bitmiyor tabii:

1) Akıntı dalışı için kurşun ağırlığınızı normalden 2 veya 3 kilogram fazla aldınız mı? Aşağıda ağır olmanız daha iyi yüzme kontrolü sağlayacaktır.

2) Paletiniz akıntı dalışlarına uygun, kolay kırılmayan ve kaliteli bir palet midir?

3) Akıntıya karşı yüzerken fotoğraf çekmek gibi sabit durmanızı gerektirecek durumlar için yanınıza akıntı kancası dediğimiz kayaya tutturarak palet vurmadan ve yorulmadan sabitlenebileceğiniz ekipmanınız var mı?

4) Ters bir durumda dalış istikametiniz dışına sürüklenmeniz durumunda satha çıkınca veya çıkmadan tekne amirine yerinizi gösterebileceğiniz deko balonu dediğimiz renkli ve hava ile doldurulup yukarıya salınan şamandıranız var mı?

5) Fiziksel durumunuz bu dalışı yapmaya uygun mu? Akıntıya karşı yüzebilmek için asgari olarak nefes nefese kalmadan yürüyebiliyor ve bir gece önce alkol kullanmamış olmanız gerekli. Ayrıca vücudunuz dinlenmiş olmalı. Akıntı dalışlarında dalış yaptığınız kulübün tercih ettiği sistemlere göre ya dalışa belli bir noktadan başlayıp yine aynı noktaya dönmeniz gerekir ki; gerçek akıntı dalışı budur ya da dalışa akıntıyla aynı istikamette başlatıp sizi dalış sonunda şişme botlarla toplarlar. Bu da daha rahat bir dalış olur ama riski daha yüksektir.

Sonuç olarak dalış grup olarak başlar, grup olarak biter. Akıntı dalışlarında da diğerleri gibi dalgıçlardan birinin havası azalır ya da problem yaşarsa dalış sonlandırılır. Yani yukarıda saydığımız gerekliliklerden eksiğiniz yoksa akıntı dalışı da muhtemelen hoşunuza gidecek bir dalış türüdür. Dinlenmişseniz, bilgilendirmeyi dinlemişseniz, ekipmanınıza güveniyorsanız, sizi çok zevkli bir dalış bekliyor demektir.

NOT: Burada ani çıkabilecek akıntılardan bahsedilmemiştir çünkü bu, anlık olaylar olup yukarıdaki malzemeye ve dalış ekibine büyük bir sorun yaratmayacaktır.

 

İki senedir dalıyorum ve artık kendime bir ‘wetsuit’ almaya karar verdim. Genellikle Ege ve Akdeniz’de dalacağım. Bir de Uzakdoğu’ya gitmek gibi planım var. Bu konuda biraz yönlendirilmeye ihtiyacım var. Nasıl bir giysi almalıyım? Yavuz Çetintaş (mayıs'18)

Dalış elbiseleri 3 mm, 5 mm ve 7 mm gibi kalınlıklarda olan neopren kumaştan üretilirler. Elbisenin faydalarından birincisi üşümemizi engellemesi, ikincisi ise sualtında vücudumuzu temas edebileceği zehirli-zararlı dediğimiz canlılardan korumasıdır. Eğer derseniz ki ben hep Akdeniz’de ve yazın dalacağım o zaman 3 mm bir elbise almanız yeterli olur. Üstelik bu elbiseyi Uzakdoğu dalışlarınızda da kullanabilirsiniz. Fakat yazın Ege’de dalacağım derseniz durum değişir. Ege Denizi’nin suyu genelde serin olduğundan 3 mm elbise yeterli olmayabilir ve en az 5 mm bir elbise almanız gerekir.

İnce kumaşlı elbisenin kalın kumaşlılara göre avantajları ve dezavantajları vardır şöyle ki:

3 mm elbise daha kolay giyilir, çantada daha az yer kaplar ve daha hafif ve düşük maliyetlidir, ayrıca daha az ağırlık takmanızı sağlar. Dezavantajı ise 25-26˚C’den daha serin sularda üşüyecek olmanızdır.

Biraz daha ağır ve maliyetli olan 5 mm elbiseyi ise daha geniş bir su sıcaklığı yelpazesinde kullanabilirsiniz. 5 mm elbiseyi sıcak sularda da giyebilirsiniz. Sıcakladığınız anda boynunuzdan içeri alacağınız bir miktar suyla anında serinleyebilirsiniz. Ancak bunların yanında giyimi 3 mm’ye göre daha zordur.

7 mm ise daha çok normalden fazla üşüyen sportif dalıcılar ile sualtında çalışan ve uzun süre suya ve soğuğa maruz kalan profesyoneller tarafından tercih edilir. Dalgıçlar tecrübeleri arttıkça birkaç parça elbiseden oluşan kombinler yaparlar. Örneğin: 3 mm elbise alıp daha serin sularda içine 0,5 mm kalınlığında olan ve 3 mm neopren ısısı veren ‘lavacore’ kumaş adı verilen yelek, tişört, tulum gibi çeşitleri olan takviyeyi kullanırlar. Yine aynı şekilde içine giyeceğiniz içlikle 5 mm’lik elbiseyi kışın da kullanabilirsiniz. Bence en uygun kombinasyon 5 mm elbise ve içine alacağınız bir takviyedir. Böylelikle iki parça ile 3 mm, 5 mm ve 8 mm gibi üç farklı elbiseniz olabilir.

Elbise seçiminizi yaparken dikkat edeceğiniz en önemli nokta kesinlikle üşümemeniz gerektiğini bilmenizdir. Sualtında üşümeniz dalışını kısa sürmesine, fazla hava harcamanıza ve dolayısıyla fazla nitrojen birikimine maruz kalarak daha fazla yorulmanıza yol açar. Hatta daha da çok üşürseniz hipotermi gibi riskli durumlarla karşılaşmanıza neden olur. Daha kalın bir elbisenin sağlığınız açısından riski olamaz ancak ince bir elbisenin olabilir. İyi dalışlar.

 

Performans şnorkeli diye bir şey duydum, nedir anlatır mısınız?
Erdal Kahya (ekim'17)

Performans şnorkeli Powerbreather yeni bir buluş olmakla beraber yüksek performanslı antrenman yapmak zorunda olan yüzücülerin ihtiyacı olan en üst seviyedeki oksijeni sağlaması ve başta boyun fıtığı gibi sağlık sorunlarına çare olması sebebiyle piyasada hızlı bir şekilde kendine yer buldu.

Şnorkelin en önemli özelliklerinden biri Ameo taze hava sistemi. Bu sistemde geleneksel şnorkellerin aksine yüzücü birbirinden tamamen ayrılmış iki kanal vasıtasıyla içeri ve dışarı nefes alır. Bu sayede akciğerlere taze ve oksijen bakımından zengin bir hava gelir. Bir güzelliği de yenilikçi havalandırma teknolojisi ile suyun içeri girmesini engellemesi.

Geleneksel şnorkellerde olduğu gibi çok miktarda karbondioksit içeren solunum havasının akciğerlere geri dönme tehlikesi de yok. Bu durum bilindiği gibi özellikle uzun yüzme ve yüksek egzersiz sırasında sorun olabiliyor. En kötü ihtimalle salınım solunumu denilen bu kramplara ve hatta hissizleşmeye neden olabilir.

Performans şnorkellerin bir başka özelliği gelişmiş difüzörlerle birlikte suyun sistemden güvenilir şekilde uzak tutulmasını sağlaması. Bu sayede aynı zamanda nefes aldığımız havadaki doğal nem ve az da olsa rastlanabilen su, nefes alırken dışarıya otomatik olarak taşınır.

 

Dalışa başlamak istiyorum ancak biraz fazla kiloluyum, (100 kilonun üstünde). Geçenlerde bir yazı okudum kilolu kişilerin dalmalarının sakıncalarından bahsediyordu. Gerçekten benim gibilerin dalması sakıncalı mı? Dalarsam ne gibi sorunlara yol açar?
Fırat Kayabal (aralık'16)

Bu konuda en doğru bilgiyi Sualtı Hekimi ve Hiperbarik Tıp Uzmanı Dr. Selin Gamze Sumen veriyor:

Sağlıklı yaşam, alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede tutulmasını gerektirir. Yaklaşık olarak yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının  %15-18’i, kadınlarda ise  %20-25’ini yağ dokusu oluşturur. Bu oranın erkeklerde  %25, kadınlarda ise  %30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturur. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır. Günlük besinlerle alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilir.

Obezite hesaplamada DSÖ’nün obezite sınıflandırması temel alınır ve vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplama yöntemi kullanılır. Hesaplamada boyunuzun metre cinsinden karesinin kiloya bölünmesiyle çıkan değer VKİ verir. DSÖ referans aralığına göre 18-25 arası normal, 25-30 arasındaki değer aşırı kilolu, 30 üstü ise obezite olarak değerlendirilir. Obezite; vücut sistemleri (endokrin sistem, kalp damar sistem, solunum sistemi, sindirim sistemi, deri, idrar yolu sistemi, kas iskelet sistemi) ve psiko-sosyal durum üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden dolayı pek çok sağlık problemlerine neden olmaktadır.

Obezite dalış için risk taşır mı sorusu önemlidir. Dalış amatör veya profesyonel olsun, ortam koşullarının (derinlik, akıntı, kullanılan malzeme vb.) zorlayıcı özelliğinden dolayı belirli fiziksel nitelikleri taşımamızı gerekli kılar. Vücut sistemlerinin sağlıklı olması ön koşuldur. Dalıcının bu spor dalında anatomik, fizyolojik ve psikolojik kondisyonunun yeterliliği, sporun ihtiyacını karşılaması gereklidir. Sualtında veya su yüzeyinde aniden ortaya çıkan acil eforlarda dalgıç alışılagelenin üstünde kuvvet, enerji isteyen aktiviteleri yapmak ve aşırı derecede uygun olmayan ortamlara uymak zorunda kalabilir. Obezite yağ kütlesinin fazlalığı ile iskelet-kas sistemi, kalp dolaşım sistemi üzerinde yapacağı etkiler ile dalış sağlığını olumsuz etkileyebilecek risk faktörlerindendir. Solunum zorluğu ve hareket güçlüğü gibi bazı sorunlara neden olabilir. Obezite ve dalışla ilgili bilimsel açıdan yeterli kanıtlar olmasa da akademisyenlerce kabul edilen görüş şudur; dalış sonunda dokulardan çözünmüş azotun hızla atılımında yağ kütlesi fazlalığının yaratacağı fiziksel engel, inert gazın uzaklaştırılmasında gecikmeye ve dolayısıyla dekompresyon hastalığı gelişimine kolaylaştırıcı olabileceğidir.

Fiziksel kondisyon her spor dalında olduğu gibi dalış için de gereklidir. Unutmayalım kilonun normal sınırlarda olması, kontrolü önemli bir konudur ve daha fazla aktivite gerekir. Düzenli fiziksel aktivite yapmak beden sağlığını korumanıza yardımcı olur.

 

14 yaşındaki çocuğuma tüplü dalış yaptırmak istiyorum. Bir sakıncası var mıdır?
Esat Gürsoy (haziran'16)

Sorunuzun en kesin cevabını Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’nun aynı konu ile ilgili olarak 2007 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği’ne gönderdiği yazıya verilen aşağıdaki cevap yazısında bulabilirsiniz. Okuyacağınız gibi birçok sakıncası vardır.

“1- Sualtı ortamı insanın doğal yaşam alanı değildir. Bu ortamda sağlıklı bir şekilde bulunabilmek ancak,

a) Anatomik ve fizyolojik olarak gelişimini tamamlamış ve ayrıca yeterli bir fiziksel yapıya sahip olmak, b) Düşünme ve muhakeme ederek en doğru davranış çıkarımını yapabilecek psikolojik ve bilişsel olgunluğa erişmiş olmak,

c) Sualtı ortamında aktivite için önemli olan belli bazı becerilere sahip olmakla mümkündür.

2- Fiziksel olarak ‘gelişmiş’ görünmek kişinin gerçekten ‘olgun’ olduğu anlamına gelmez: Muhakeme, sebep sonuç ilişkisi kurarak sorun çözmeye yönelik mantıklı düşünce ve davranışların, istisnai haller dışında, 14-17 yaştan önce gelişmediği kabul edilmiş bir gerçektir. Çocuğun fiziksel olarak gelişmiş olması mental ve psikolojik açılardan da olgunlaşmış olduğunu göstermez. Hayatı tehdit eden riskleri içeren bir spor olan donanımlı dalış, bu bakımından, özellikle çocuklar için ciddi riskler içerir.

3- Donanımlı dalış, yukarıda belirtilen psikolojik/bilişsel faktörlerin yanı sıra, çocukların anatomik/fizyolojik gelişim süreçleri ile ilgili başka ciddi riskler de içermektedir:

a) Çocuk ve gençlerde östaki borusu küçük, düz ve yassı, kulak eşitlemek güçtür. Orta kulaktaki basıncın negatif (dış kulak yolundaki basıncın yüksek) olduğu durumlarda kulağın açılması, anatomik yapı nedeniyle, daha da güçleşir. Bu durum ancak 20 yaşına yaklaştıkça değişir. Östaki borusu yetişkinde yutkunurken açılır, çocukta ise yutkunurken kapanır.

Çocuk dalış sırasında kulağında baskı ve ağrı duyduğu zaman, sebep-sonuç ilişkisi kurup akıl yürütme ve uygun davranışta bulunma becerisi yeterince gelişmiş olmadığı için hemen daima, daha çok ve şiddetli Valsalva manevrası yapar. Bunun sonucunda orta kulak barotravması oluşur.

b) Patent foromen ovale (PFO), sağ- sol kalp arasında bulunan bir açıklıktır. Bu delik normal gelişim süresince kapanmakla birlikte, insanların   %10-30’unda varlığını korur, ancak genelde bir sorun oluşturmaz. Çocuklarda, foramen ovalenin henüz kapanmamış olma olasılığı yetişkinlerden daha fazladır. Intratorasik basıncı artıran nedenler, örneğin negatif orta kulak basıncına karşı yapılan şiddetli Valsalva manevrası ki bunu çocuklar çok sık yapar, PFO’nun açılmasına neden olur. Bu ise her dalışta oluşan ama çoğu kez sessiz kalan kabarcıkların sağ kalpten sol kalbe geçip arteriyel dolaşıma karışarak merkezi sinir sisteminde etkileri daha sonra ortaya çıkacak olan hasarlanmalara, hatta dekompresyon hastalığına (DH) yol açabilir. DH’yi izleyen paranoya, depresyon, davranış bozuklukları gibi patolojik değişikliklerin   %60’lara varabildiği dikkate alınacak olursa çocuklar için olumsuz etkilerin daha da fazla olacağı açıktır.

c) Çocukların akciğerleri 12-14 yaşına kadar gelişmeye devam eder. Ölümcül olabilen akciğer barotravması riskinin, çocuk ve gençlerde, yetişkinlere kıyasla daha fazla olması beklenir.

d) Dalışın organizmada serbest oksijen radikallerinin üretimini artırdığı bilinen bir husustur. Son derece toksik olan bu ajanlar organizmanın gelişmiş antioksidan mekanizmaları ile bertaraf edilmeye çalışılır. Savunma mekanizmalarının yetersiz kalışı ise çeşitli hastalıklara neden olur. Büyük olasılıkla, çocukların anti-oksidan mekanizmaları yeterince gelişmiş ve etkin değildir. Bu bakımdan erken yaşlarda dalışın sakıncalı olma olasılığı yüksektir.

e) Klora maruz kalmanın deri kanseri açısından olumsuz etki yaptığı ileri sürülmektedir. Sağlık endişeleri nedeniyle klorlanan havuzlarda uzun saatler boyunca yapılan dalış eğitimlerinin çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olabilir.

SONUÇ: Yukarıda sıraladığımız nedenlerle, donanımlı dalış yaşı sınırının 14 yaş olarak belirlenmesinde yarar vardır. Bu sınır Avustralya’da 16, ABD’nin bazı eyaletlerinde 18 ve üzeridir. Anne babaların yukarıda sıralanan riskleri bilmeleri halinde, çocuklarına dalış izni veren belgeleri imzalayacaklarını düşünmek mümkün görünmemektedir. Benzer şekilde bu riskleri bilen eğitmen ve dalış kulübü mensuplarının sorumluluğu anne-babalara yükleyerek dalış yaptırmaları, dalış turizminde çocuklar üzerinden nemalanmak isteyebileceklerini düşünmek de mümkün değildir.

Anabilim dalı olarak kanaatimiz donanımlı dalışın, her şekli ile 14 yaş altında yasaklanmasının yerinde ve doğru olduğu yönündedir.”

 

Dalıştan döndükten sonra regülatörümün filtre kısmının pasla dolu olduğunu fark ettim, ne yapmam gerekiyor?
Bora Genç (şubat'16)

Maalesef bu, özellikle son yıllarda çok karşılaştığımız yaygın bir sorun haline geldi. Türkiye’de dalış merkezlerinde kullanılan tüplerin neredeyse % 90’ı çelik tüplerdir. Çelik tüpler çok uzun süreler kullanılabilir ama bu kullanım süresi içinde belirli aralıklarla bakım görmesi gerekir. Tüplerin paslanmasının iki temel nedeni vardır. Birincisi dolumlarının yapıldığı yüksek basınçlı kompresörlerde bulunan ve havanın nemi ile içinde olabilecek zararlı gazları eleyen filtrelerinin belirli süreler içinde değiştirilmemesidir. Bu filtre değiştirilmezse kompresör tüpün içine havadaki nemi de doldurmaya başlar ve bu nem biriktikçe tüpün içindeki paslanmaya neden olur. Her kompresörün kullanıcı kılavuzunda o kompresöre ait filtrenin kaç saatte bir değiştirilmesi gerektiği yazılıdır. Kompresörle ilgili paslanmaya neden olabilecek bir diğer noktayı ise şöyle açıklayabiliriz. Bazı kompresörlerde bu nemi tahliye eden otomatik tahliye valfi vardır, bazılarında ise yoktur ve dolum sırasında örneğin her beş dakikada bir kullanıcı tarafından elle tahliye yapılır. O dalış merkezinde dolum işinden sorumlu olan kişi veya kişiler bunu ihmal ederse tüplerin paslanmasına neden olurlar.

İkinci neden, dalış tüpleri her beş yılda bir sanayi bakanlığı tarafından tüp test yetki belgesi almış kuruluşlarda hidrostatik test dediğimiz esneme testine tabi tutulur. Bu test sonucunda tüpün esneme kabiliyetini kaybedip kaybetmediği görülür, gerekirse tüp imha edilir. Ama bu test, tüpün içine basılan basınçlı su ile yapılır ve test sonucunda her ne kadar kurutma işlemi yapılırsa yapılsın tüpün pas tutmasına engel olunamaz. Bu test kuruluşlarında kurutma sonunda görülecek olan pası temizlemek için gerekli olan ince temizliği yapabilecek donanım yoktur ve bunu tüplerin sahibi olan dalış merkezinin yapması gerekir. Dalış merkezinin bu işlemi hem testten sonra hem de her sene tüpün içi ışıkla kontrol ederek pas görülmesi durumunda yapması gerekir. Yapılmadığı takdirde bu pas hızlı bir şekilde çoğalacaktır.

Alüminyum tüplerde pas olmaz ama oluşacak oksidasyon sonucunda toz birikir ve alüminyum olan bu toz kanserojen özellik taşıdığından daha sık kontrol edilmeli ve temizlenmelidir.

Regülatörünüzün filtresi pas dolmuş ise iç kısmına da ilerlemiş olabilir. Sağlık sorunu bir yana regülatörünüzün çalışmasını etkileyerek performansının düşmesine ve hatta hava kesmesine yol açabilecek sorunlarla da karşılaşabilirsiniz. Bu durum sonraki dalışlarınızda en azından havayı daha dirençli bir şekilde çekmeye başlamanıza yol açar ve bu da daha çok hava harcamanıza, daha çabuk yorulmanıza neden olarak doğrudan sağlığınızı etkiler. Sadece regülatörünüz değil, hava göstergeniz de tıkanmış olabileceğinden sonraki dalışlarınızda havanızı eksik veya fazla okuyabilirsiniz. Tüplerdeki pas sadece regülatör takımınızda değil tüpün üzerinde takılı olan vanalarda da tıkanma sonucunda aniden hava kesmeye neden olabilir.

Yapmanız gereken vakit geçirmeden regülatörünüzü yetkili servisine götürerek bakım yaptırmaktır. Bakım sonucunda bütün paslar temizlenir ve eski haline gelir. Regülatörlerin metal bölümleri pirinç ve üzeri krom kaplama olarak imal edildiğinden pastan etkilenmez. Ama şu da bir sorun ki regülatörünüzü servisten alıp gittiğiniz ilk dalışınızda gene bu pasa maruz kalabilir ve tekrar masraf yapmak zorunda kalabilirsiniz. Bir dalış okulunda 100 adet tüp varsa bunların 100 adedi de passız olmak ve içinde kaliteli hava ile hizmet vermek zorundadır. Bir veya birkaçının bile paslı olması kanunen yasaktır. Böyle durumlarda iletişim bilgilerini www.tssf.gov.tr den alabileceğiniz Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’na konuyla ilgili şikayette bulunmanız ve takipçisi olmanız ileride yine bu sorunla karşılaşma oranınızı azaltır.