Daha ne isteyeyim?
Naviga
6.10.2020
A | a
Daha ne isteyeyim?

20 yılı aşkın süredir marinacılık sektörüne emek veren Onur Ugan, Göcek’te çalışıyor, yaşıyor ve doğup büyüdüğü coğrafyaya olan borcunu ödemenin, deniz kültürünü geliştirmenin farklı yollarını buluyor. D-Marin Türkiye Marinaları Operasyon Direktörü ve D-Marin Göcek Müdürü unvanlarını başarıyla yürüten Ugan, aynı zamanda teknesiyle dört mevsim Göcek’in keyfini çıkarıyor.

YAZI: AYŞEGÜL BAKIŞ


 

Onur Ugan, durumunu “Bir Göcekli olarak, kendi köyümde dünyanın en güzel marinalarından birinin müdürü olmak çok büyük şans ve mutluluk” diye özetliyor. Hissettiği bu minnettarlık, insana, doğaya saygılı, yardımsever, çalışkan yönetim anlayışı ile Göcek’in denizine, taşına, toprağına yansıyor.

 

Marina sektöründe çalışmaya ne zaman başladınız? Bu sektörü seçmenizdeki etken neydi?

1996-1997 yıllarında bir ticari gemide dördüncü ve üçüncü kaptanlık yaptım. Bu sayede dünyanın değişik yerlerine gittim. Gemi ile gittiğim yerlerde doğduğum Göcek kadar güzel bir yer görmedim. Gemide çalışırken Halikarnas Balıkçısı’nın Mavi Sürgün kitabını okumuştum. Cevat Şakir, Bodrum’a gelince buranın gelişimi için birçok şey yapıyordu. Bu kitapta geçen Bodrum ile benim çocukluğumun Göcek’i benzer nitelikler taşıyordu. Bu kitap ile yaşadığım yerde; doğa, kültürel zenginlik ve gelecek nesiller için güzel şeyler yapma isteğim daha da alevlendi.

Askerlik hizmetini komando yedek subay olarak yaptım. Eğirdir’den başlayıp Kayseri, Silvan, Kulp, İkizce, Cudi, Gabar, Kuzey Irak, Van-Gürpınar vs. derken Göcek’i daha da özledim. Askerlik dönüşünde o zamanki adı Port Göcek olan marina yeni açılmıştı. Doğal yapısı ve mimari özellikleri ile Göcek’e değer katan bir tesis olmuştu. Marina gibi güzel bir ortamda dünyanın değişik yerlerini gezen yatçılara hizmet etmek, buradaki doğal güzellikleri koruyarak misafirlere sunmak keyifli bir iş olacaktı. Aynı zamanda doğup büyüdüğüm yerde bir takım sosyal ve gönüllü faaliyetlerde bulunabilecektim.

Ayrıca marinamızın alanı eski bir madencilik alanıdır. Bu bölgede krom madeni işletmesi vardı. Dedem de burada maden işçisi olarak çalışmıştı. Şimdi başka iş kolu olsa da dedemin çalıştığı yerde çalışmak benim için büyük keyif olacaktı. Tüm bu unsurların 10 Haziran 1999’da bir araya gelmesi sonucu marinacılık hayatım başladı.

Tekneniz oldu mu ya da iş dışında gezmek, yarışmak için denize çıkıyor musunuz?

Çocukluğumda ailemizin 4,2 metrelik bir kayığı vardı. Ben üniversitede okurken babam bu kayığı satmıştı. Öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Sonrasında 2002 yılında 6,75 metre boyunda randa yelkenli bir tekne aldım. 2005 yılında ise şimdi kullandığımız 9,5 metre boyundaki tırhandilimizi aldık. Teknemizi çok seviyorum. Ahşap ve yöresel özellikler taşıyor. Yelken yapabiliyoruz, dalmak ve balık avlamak için kullanabiliyoruz…. Daha ne isteyeyim?
Yelken yarışlarında önceden çok yarışırdım. Şimdi marina ve yat kulübündeki görevlerim dolayısı ile basın teknesinde veya hakem teknesinde yarışıyorum. Vakit buldukça yelken yapıyorum.

 

Bu sektöre uzun süredir emek veren bir yönetici olarak marinacılıkta yıllar içinde nasıl bir değişim yaşandı? Yatçıların talepleri değişti mi?

Başlangıçta marina denilince sadece teknelerin güvenli olarak bağlandığı yer anlaşılırdı. Ülkemizde, zaman içinde marinalar çarşısı, restoranları, sosyal faaliyetleri, yelken yarışları, çevresel özellikleri ile bir yaşam alanı oldu.

Yatçı talepleri de özellikle gelişen teknolojiye paralel artışlar gösterdi. Doğal olarak otopark, telefon, internet, kablosuz internet, elektrikli şarj üniteleri vb. şeklinde talepler gelmeye başladı. Ayrıca sosyal etkinlikler, çevrenin temiz kullanılması ile çalışma ve faaliyetlere destek talepleri de yıllar içinde arttı. Özellikle başlangıçta yabancı yatçı sayısı daha çoktu. Şimdi genel olarak marinalarda Türk yatçılar çoğunluğu oluşturuyor. Böyle de bir değişim yaşandı. Bizim gibi zincir marinaların olduğu gruplarda sadece ana marina değil, grubun diğer marinalarından da daha çok faydalanma durumları gelişti. Bu da yatçıların sorguladıkları bir konu oldu.


 

Bir marinanın yapılmaya başlandığı günden açılıp hizmet verene kadarki sürece yakından tanık oldunuz mu? Marinaların bulundukları bölgenin gelişimine nasıl etkileri olduğunu düşünüyorsunuz?

Bunu Göcek’te birebir yaşadım.  Benim çocukluğumda ilkokulumuz deniz kenarında idi. Hemen yanında muhtarlık iskelesi vardı. Bir tekne geldiğinde “Hello” deyip kaçardık. Başka yabancı kelime bilmezdik. Zaman içinde bu iskeleye daha çok tekne gelmeye başladı. Sonra bir, iki derken şimdi Göcek’te altı marina oldu. Marinalar sayesinde karada market, kasap manav, restoran vb. birçok yer açıldı. Ülkedeki ve dünyadaki bilinen kişiler buraya gelmeye başladı. Marinalardaki yatlara hizmet veren teknik servis atölyeleri açıldı. Bankalar şube açmaya başladı. Tekne kiralayan ve tekne satışı yapan yerli yabancı birçok firma burada şubeler açtı. Yelken yarışları yapılmaya başladı. Yüksek gelir seviyesindeki tekne sahiplerine hizmet için yarışan firmalar doğdu. Bunların her biri nitelikli personel çalıştırmaya başladı. Bu iş yerleri burada ve çevre köylerde yaşayan gençler için iş imkânı oldu. Nerede ise tüm esnaf az veya çok kendi işletmesini döndürecek kadar İngilizce öğrendi.

Öyle sektörler var ki marinanın yarattığı katma değerden faydalanıyor ama bazıları farkında bile değil. Örneğin; Denizli’deki bir atölye, kiralık teknelerde her hafta çarşaf değiştirildiği için bir top daha fazla çarşaf üretir ama siparişin nedenini bilmez. Ya da transfer yapan araçlar her hafta teknelere yolcu taşıdıkları için servise daha çok giderler. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Dolayısı ile marinalar, bölge ve ülke ekonomisine ve sosyal hayatına bilinenin çok üzerinde katkılar sağlıyor.

 

Sizce marinaların tekneleri ve konuklarını ağırlamak dışında misyonları var mı? Deniz kültürünü geliştirmek adına sizin üstlendiğiniz roller neler?

Marinalar aslında bir tesisi değil bir bölgeyi turizm unsuru olarak pazarlıyor. Bu nedenle marina ile birlikte bölgenin gelişimi de çok önemli. Birçok marina en az bir yelken yarışına veya deniz ile ilgili bir sosyal etkinliğe ev sahipliği yapar. Biz de Göcek’te üç büyük yelken yarışının ev sahipliğini üstleniyoruz. Göcek’te çocuklara yelken öğreten Göcek Yat Kulübü’ne destek oluyoruz. Çeşitli konserlere, sergilere, diğer sanat faaliyetlerine destek veriyoruz. Marinamızda resim, vitray, ebru, tekne maketi yapımı, voleybol, İngilizce kurslarına ve çocuklar için gelişim kişisel gelişim atölyelerini ağırladık. Bu kurslarda üretilen sanat eserlerini sergiledik.

Çevre ile ilgili birtakım faaliyetlerimiz oluyor; deniz dibi temizliği, okullar ile işbirliği yaparak öğrencilere çeşitli çevre bilinçlendirme etkinlikleri düzenliyoruz. Dünyayı dolaşan denizcilerimiz ile sohbet programları ve imza günleri yapıyoruz. D-Marin Training başlığı altında yatçılarımızın ve tekne mürettebatının katılabileceği çeşitli söyleşi, atölye çalışmaları ve bilgilendirme faaliyetleri yapıyoruz. Denizcilik okullarında öğretim gören öğrencilere staj olanağı tanıyoruz. Üniversitelerin denizcilik ile ilgili olarak yaptıkları sempozyum, konferans, çalıştay gibi etkinliklerine destek sağlıyoruz. Mavi Dalga projesinin ortağıyız. Burada Deniz Ticaret Odası, TURMEPA, Seyahat Vakfı ve Fethiye Belediyesi paydaş kuruluşlardır. Mavi Dalga denizde faaliyet gösteren ticari tekne mürettebatını ve marina çalışanlarını çevre ve deniz kültürü konularında bilinçlendirme faaliyetleri yürüten bir programdır. Bu ve benzeri birçok faaliyet ile deniz kültürünü geliştirmeye çalışıyoruz.

Göcek’te yerel çalışmalara destek olmak adına yaptıklarınızdan bahseder misiniz?

Başta da belirttiğim gibi Mavi Sürgün romanını okuduktan sonra Göcek’te kültür, sanat ve doğa için birçok şey yapılabileceğini düşündüm. Ayrıca bir Göcekli olarak, kendi köyümde dünyanın en güzel marinalarının birinin müdürü olmak çok büyük bir şans ve mutluluk. Bunun bana birtakım görevler yüklediğini düşünüyorum ve kendimi köyüme borçlu hissediyorum.

Burdaki çocukların sahip oldukları değerlerin farkına varmalarını istiyorum. Biz Yörüklerin bir takım güzel değerleri vardır; insana saygı, doğaya saygı, yardımseverlik, çalışkanlık. Bu değerleri doğal güzellikleri ile bilinen Göcek ile birleştirirsek inanılmaz bir yaşam alanı yaratabiliriz. Göcek sadece ülkemizin değil, dünyaca özel yerlerinden bir tanesi. Doğal güzelliklerinin korunması gerekiyor. Bunu da en iyi burada yaşayan insanlar yapabilir. Bu nedenle özel hayatımdan hatta bazen ailemden zaman alıp bu güzelliklerin korunması için çalışıyorum.

Göcek Kültür ve Turizm Derneği Başkanı’yım. Göcek Kültür ve Turizm Derneği olarak her yıl mart ayında bir ‘Ot Yemekleri Festivali’ yapıyoruz. 20 yıldır 23 Nisan Göcek Çocuk Şenliği yapıyoruz. Çocuklar için her şeyin ücretsiz olduğu, atadan oyunlar ve yarışmaların olduğu büyük bir imece bu. Fener alayı, halk konseri, uçurtma şenliği, çocuk eşyası pazarı, çam kabuğundan gemi, tel arabası, bez bebek atölyesi, sepet örme atölyesi gibi el becerilerini geliştiren birçok etkinlik bu şenlikte yer alıyor. Şenlik dört gün sürüyor.

Mayıs ayı başında tüm Göcekliler geleneksel Hıdrellez Pikniği yapıyoruz. Burada ise, büyükler dededen kalma oyunlar oynuyor; çuval yarışı, kaşıkla yumurta taşıma, halat çekme, çember çevirme, sırtta adam taşıma vb.

Milli bayramlarda Atatürk Anıtı’na çelenk koyma töreni, dini bayramlarda ise Göcek Meydanı’nda bayram namazından çıkanlara çeşitli ikramlar sunarak birlik ve beraberliğimizi devam ettirmeye çalışıyoruz.

1 Temmuz’da Denizcilik ve Kabotaj Bayramı çerçevesinde yüzme, yağlı direk, dipten gitme, tabak çıkartma, kürek yarışı gibi etkinlikler yapıyoruz.

Ağustos ayında Göcekli gençlerin ve misafirlerin katıldığı bir plaj voleybolu turnuvası düzenliyoruz.

Cumhuriyet Bayramı’nda bir fener alayı ve konser düzenliyoruz.

Her yıl kasım ayının son pazarı Göcek’te ‘menne’ olarak bilinen doğal mantar toplama yarışmamız var.

Yılbaşı akşamı da Göcek Meydanı’nda ateş yakarak tüm Göcekliler ve dışarıdan gelen misafirler ile yeni yılı karşılıyoruz.

Bu yıl ayrıca Yöresel Ürünler Pazarı açacağız. Burada da yerli olarak üreten insanların üretimlerini devam etmelerini ve gelecek nesillere aktarmalarına destek olmayı hedefliyoruz.

Göcek’te bir halk meclisimiz var. Bu meclisin de başkanlığını yürütüyorum. Göcek’teki imardan tutun çevreye kadar birçok sorunu resmi makamlara iletiyoruz ve birlikte çözümler arıyoruz. Kısacası şikâyet eden değil çözüm üreten paydaş olmak istiyoruz.

Ayrıca Göcek’teki doğa, spor ve kültürel etkinlikler ile ilgili diğer dernek faaliyetlerine de elimden geldiğinde destek vermeye çalışıyorum. Deniz Ticaret Odası Fethiye Şubesi Başkan Yardımcılığı görevim de devam ediyor. Burada da deniz turizmi faaliyetlerine destek oluyorum.

D-Marin Göcek’te diğer marinalarda olmayan özel bölümler var. Bunların ortaya çıkışı nasıl oldu?

Göcek’i, D-Marin Göcek’i tercih eden birçok misafir doğal güzelliklerin korunması ve yaşatılması konusunda çok duyarlılar. Biz de öyle. Bu nedenle buraya gelen yatçılarımıza sunabileceğimiz doğa ile barışık ortamlar hazırlamak istedik. Marinamızdaki 161 doğal bitki türünü barındıran bir botanik bahçesi gibi. Biz de bu bitkilerin Türkçe ve Latince isimlerini yazdık. Herkes bitkileri tanısın diye.

Bölgemizin endemik türü olan günlük ağacı (sığla) bol miktarda marinamızda bulunmaktadır. Başka coğrafyaların bitkileri yerine yerli türleri burada yaşatmaya çalışıyoruz.

Yatçılarımıza kendi çiçeklerini veya sebzelerini dikebilecekleri bahçeler yaptık. Dileyen yatçımız kendi küçük bahçesinde üretim yapabiliyor.

Marinamız sırtını ormana vermiş bir konuma sahip. Burada kediler de yaşıyor. Kedileri kovmak yerine onlara hem bizim hem de yatçıların mamalarını verebileceği bir besleme ünitesi yaptık. Herkes mamayı oraya bırakıyor, onlar da şartlı refleks ile beslenmeye başka yere değil oraya gidiyor.

Bir de kümesimiz var. Tavuklar bizim mutfak atıklarımız ile besleniyor yani sıfır atık sisteminin bir parçası durumundalar.

Kırılan toprak saksılarımızı deniz içinde uygun yerlere koyuyoruz. Bunlar da ahtapotlar için birer yuva oluyor. Bir de ördek yuvamız var. O da bazen denizde bazen karada bir marina personeli gibi dolaşıyor. Geçen hafta bir yavru sincap ağaçtan düşmüş, annesi yok. Şimdi onu besliyoruz. Büyüyünce doğaya salacağız.

Marinada denizin içinde Akdeniz foku, vatoz, orfoz, lahoz vb. Akdeniz balıkları, karada ise sincap, kediler, kuşlar, ördekler buranın yaşam paydaşlarıdır.

Göcek Yacht Club’da da görev alıyorsunuz. Kulübün yaptığı yarışlar ve etkinliklerin marina ve Göcek için nasıl bir önemi var? Kulüp çocukların eğitimi dışında onlara yönelik bir organizasyon yapmayı da hedefliyor mu?

Göcek Yat Kulübü’nde başkan yardımcısıyım. Yarışlar güzel bir seviyeye ulaştı. 10 Kasım Atatürk Kupası’nda geçen yıl 108 teknede 900 yelkenci yarıştı. Geçen yıl başlayan J70 yarışları bu yıl da devam etti. Bu yıl ilaveten Farr 40 yarışlarına da ev sahipliği yaptık. Bunların hepsi hem keyifli hem de bölge ekonomisine can katan etkinlikler. Kasım ayındaki yarışlar sırasında Göcek’teki otellere 4.500 geceleme sağlanmış oldu. Çok büyük bir ekonomik etkisi var. Çevresel bir zararı da yok ayrıca.

Yaz döneminde buradaki yerli çocuklarımıza ve misafir ailelerin çocuklarına optimist kursu veriyoruz. Laser ve 4.7’ye geçen sporcularımız var. Kulübümüzün öğrencilerinden oluşan takımımız federasyonun ülke genelindeki yarışlarına katılıyor. Kulübümüzün sporcularının buradaki ve bölgedeki yarışlarda boy göstermeleri bizi mutlu ediyor. Biliyoruz ki yelken ile buluşan çocuklar çevreye önem veren, insani değerleri yüksek ve doğa dostu birer birey olacak.

Geçen yıllarda kürek kursu açmıştık. Bu yıl bunu klasik ahşap tekneler ile yapmayı hedefliyoruz.

Türkiye’de marinacılığın-denizciliğin nereye gelmesini hayal ediyorsunuz, neler değişmeli sizce?

Bizim gibi, yerli yabancı yatlara hizmet eden marinaların ülke turizmine ve ekonomisine daha büyük katkılar sağlamasını hayal ediyorum. Bunun için uluslararası sularda dolaşan birçok teknenin ülkemizde daha çok kalmalarını, mürettebatlarının Türk denizcilerinden oluşmasını hayal ediyorum. Yabancı teknelerin bakım onarımlarını ülkemizde sağlıklı ve çevreci tesislerde yaptırmalarını, buradan iş ve hizmet kalitesi anlamında memnun ayrılmalarını ve çevresindeki herkese tavsiye etmesini hayal ediyorum. Bu sayede esnafımıza dolayısı ile ülkemize daha çok döviz bırakmasını hayal ediyorum. Tesislerimizin tüm dünyaya örnek olacak altyapı ve çevresel özellikler taşımasını hayal ediyorum.

Diğer taraftan daha çok insanımızın denizle buluşması için, bence özellikle kıyı kasabalarında, şehirlerinde, orada yaşayan yerli insanların, özellikle gençlerin ve emeklilerin sportif amaçlı kullandıkları teknelerini koyacakları yerlerin olması gerekiyor. Bunun için belediyelerce ve yelken derneklerince işletilecek ve sadece yerli halkın sportif amaçlı teknelerine sağlayacak uygun bütçeli barınaklar yaratılmalıdır. Örneğin raflı sistem ile kıyı alanında olmasa bile biraz daha iç bölgede güvenli alanlar oluşturulabilir. Her köyde veya kasabada en az bir rampa yapılarak römorkör ile getirilebilecek teknelerin denize kolay atılıp denizden kolay çekilebileceği yerler yapılabilir.

Tüm dünyada sürdürülebilirlik artık bir zorunluluk haline geliyor. D-Marin’in bu konudaki çalışmalarından-projelerinden bahseder misiniz? Sizce bir marinanın sürdürülebilir olması ne anlama geliyor?

Bu konuda çok güzel bir tabir var; koruyarak kullanmak. Bunu başarabiliriz. Kullandığımız alan denizde veya karada fark etmez, her nerede ise bize tahsisli değil, başka canlılar ile ortak kullandığımız bir alan olarak değerlendirilmesi yeterlidir. Böyle düşününce zaten bazı keyfiliklerden uzaklaşmış olacağız. Başkalarına ve yarına bir güzel birşeyler bırakabileceğiz.

Aldığımız her ürünün kullandıktan sonra çıkacak atığını geri mi dönüştüreceğiz, bertaraf tesisine mi göndereceğiz sorusunu kendimize sorarsak iyi bir başlangıç yapmışız demektir. Hatta ürün aldığımız yerlere bile bu konuda geri bildirimde bulunursak onların da duyarlı olmasını sağlayabiliriz. Denizde ise özellikle motor ve jeneratör gibi çalışan akşamların bakımlarının doğru yapılması gerekiyor. Kaçak yağ, kurum vs. olduğunda hemen önlem alınması önemli. Deterjan ve kimyasalların denizde kullanılmaması, zorunlu durumlarda ise denize karışmadan atık alım istasyonuna verilmek üzere depolanması önemlidir. Alternatif ve doğal temizleyiciler seçilmelidir. Yangın tüpü veya cansalı taşır gibi çevreyi istemeden de kirletince müdahale edebileceğimiz bir çevre kitini teknemizde taşımak bize kolaylık sağlayacaktır. Bu kitin içinde yağ emici bezler, bariyer vb. ürünler olabilir.

Bu konuda bir takım eğitim faaliyetleri yapıyoruz. Altyapılarımızı buna göre düzenliyoruz. Marinalarımızda kolay ulaşılır yerlerde geri dönüşüm kutularımız var. Kızartma yağından, floresana, motor yağından pile kadar her türlü tehlikeli atığı depolayacak alanlar yaptık ve bunları lisanslı araçlarla lisanlı tesislere gönderiyoruz. Okul çağındaki çocukları eğitmek için kendimiz ve çeşitli çevre kuruluşları ile ortak çalışmalar yapıyoruz.

Petrol türevi yakıtlardan mümkün olduğunca kaçınıyoruz. Elektrikli araçlar kullanmaya başladık. Enerji tüketimimizi azaltacak yatırımlar yapıyoruz. Güneş enerjisini mümkün olduğunca fazla kullanmaya başladık. Marinalarımızda elektrikli motor ve arabaları şarj edebilecek istasyonlar yaptık. Sadece mevzuata bağlı kalmayıp bugün çevre için ne yapabilirim sorusunu her gün kendimize soruyoruz.