Naxos ve Paros
Naviga
10.06.2021
A | a
Naxos ve Paros

Yeni bir yıla merhaba derken yeniden maviliklere uzanalım dedik. Seyir defterimizi araladık ve mermer adaları Naxos ve Paros’ta karar kıldık. Naxos, tepelere kurulmuş mistik dağ köyleri, müthiş plajları ile çok etkileyici bir ada. Paros ise çiçeklerle kaplı dar sokakları, rengarenk butikleri, tavernaları ile en popüler ve eğlenceli merkezi olmayı başarmış.

Tarihi, coğrafyası, habitatı ve kültürel zenginlikleri ile bizi çok etkileyen bu adalarda Mikenlerden günümüze uzanan tarihin izini sürdük…

YAZI ve fotoğraflar: Sema Akgün ve Erhan Öztürk


Haziran ayının ortaları, meltem çıldırmış durumda, Kuzeyden 30-45 knot’lar arasında esen rüzgâr eşliğinde Naxos Limanı’na yanaşmak istedik ama büyük bir regatta grubu geliyormuş bizi almadılar. Limanın dışındaki mendireğin içine (37° 06.485’ K-25° 22.2772 D) demir atmamızı tavsiye ettiler, önce demir attık ama rüzgâr ve solugandan durulacak gibi değil. İşte Naxos ve Paros maceramız böyle başladı. Biz de Paros Adası’nın kuzeyindeki Naousa Körfezi’ne geçtik. Paros Liman’ında da yer olmadığından üç gün alarga kaldık. Hava şartları nedeniyle istediğimiz kadar ayrıntılı gezemediğimiz Paros’tan biraz da maceralı ayrılarak tekrar Naxos Marina’ya döndük. Bu nedenle sizlere önce Naxos’u anlatalım yazının sonunda da Paros’a geçelim.

Naxos Apianthos


Naxos Platia Adası’ndan Naxos şehrinin görünümü


Naxos
Paros’ta Naousea-Ioannou Koyu’nda alarga bekleyerek hava durumunu yakından takip ettiğimiz üç günden sonra, havanın bize dört-beş saat izin verdiğini fark ettik. Naxos ve Paros arasında kanal, meltemin sıkışarak en sert estiği yerlerden biri… Rüzgâr bir akarsu gibi kuzeyden aşağıya akıyor. Ve bu sert hava Ioannou Koyu’ndan çıkışta tam pruvanızda oluyor. İki yanı kayalıklı dar bir boğazdan hemen her zaman kızgın büyük dalgalı bir denizle boğuşarak kuzeye doğru çıkıyorsunuz.


Naxos Halki

Biz de ilk denememizde çok hırpalanarak geri döndük demir yerimize. Ama hava penceresi öğlene kadardı ve hemen çıkamazsak bu koyda beş-altı gün daha mahsur kalacaktık. Devamlı 25-40 knot arası esen rüzgârda tekneyi yalnız bırakmaya çekindiğimizden Paros’a da gidemiyorduk. Cesaretimizi topladık, tekneyi tam netalayarak yola çıktık ve bu defa burnu dönüp Naxos’a yöneldik. Sonradan öğrendik ki; bu burun kötü hava ve denizi ile zaten çok meşhurmuş… Burnu döndükten sonra nefis bir yelken seyriyle Naxos Marina’ya ulaştık…


Naxos Town Lady Myrtidiotissa Şapeli


Naxos Limanı’nda (37° 6.280’ K-25° 22.485’ D) yine yer yok vs dediler ama çok direttik ve boş gördüğümüz bir yere biraz da zorla yanaştık. İyi ki ısrar etmişiz; çünkü gerçekten sonraki altı gün boyunca, yüksek havadan dolayı teknemizi bu defa da Naxos Marina’dan kıpırdatamadık. Ama tekne bağlı ve güvende olduğu için bu altı günde gönlümüzce gezdik. Naxos Limanı’na bağlandıktan sonra birkaç saat kendimize gelmek için dinlendik. Daha sonra da Yunan Adaları’nı selamlama ritüelimiz olarak, ilk bulduğumuz tavernada bira patates keyfi yaptık.


Naxos Panagia Drosiani Kilisesi


Kiklad Adaları’nın en büyüğü olan Naxos neşe ve şarap tanrısı Dionysos’un doğduğu ve büyüdüğü adaymış. Yine mitolojiye göre Zeus da bu adada yetişmiş ve büyümüş. Adada yerleşim MÖ 2000 yıllarına kadar uzanıyor. Şehir merkezinin hemen yakınında bulunan Antik Miken kalıntıları da bunun en büyük kanıtı… Antik Yunan devrinden sonra ada Roma, Bizans, Venedik ve Osmanlı hakimiyetine girmiş. Birçok yerinde bu farklı dönemlerin mimari ve kültürel izlerini görmek mümkün iken Osmanlı buralarda pek iz bırakmamış.
Dışarıdan bakınca çok sarp ve çorak görünen bu adanın iç tarafları oldukça yeşil ve toprakları verimliydi. Ayrıca yeterli su kaynakları da olduğundan, kendi kendine yeten nadir adalardan birisi olduğunu öğrendik. Bu yemyeşil ovaların yanında yüksek dağları, sarp kayalıkları, mermer yapıları ve tepelere kurulmuş mistik dağ köyleri, müthiş plajları ile çok etkileyici bir ada Naxos. 1000 metrelik rakımıyla Zas (Zeus) Dağı en yüksek noktası. Tarım ve hayvancılık çok gelişmiş. Adada üretilen çeşit çeşit peynirlerden hangilerini yiyeceğimizi şaşırdık. Yine birçok üretimhanede yapılan şarap tadımları da çok enfesti.

Naxos Kastro

Ada antik çağdan beri asıl mermeriyle çok ünlü… Delos’un aslanları, Delfi’nin simge heykeli-Sphinx’i hep buranın mermerleri ile yapılmış. Yüzyıllarca dünyanın her yerine mermer göndermişler ve mermer ocakları hâlâ faal… Mermerden dağları olan Naxos’ta tapınaklar, mabetler ve heykeller hatta evlerin duvarları bile mermerden…
Naxos şehir merkezi, yani Chora’sında iki gün dolaştık. Eski şehir kalesi Kastro’yu, Venedik kulelerini, hükümdarların ve din adamlarının yaşadığı sonradan burjivazinin merkezi olan, Kastro’dan deniz kenarına kadar uzanan Bourgos semtini, Miken döneminden kalıntıları olan antik kenti keyifle dolaştık. Taverna ve butikler ‘Old Market’ (eski pazar) denilen bu bölgedeydi. Daha sonra şehrin hemen önündeki Palatia Yarımadası’ndan haşmetiyle şehri selamlayan Ünlü Apollo Tapınağı’na gittik. MÖ 500’lerde yapılmaya başlayan ve hiçbir zaman tamamlanamayan Apollon Tapınağı kalıntıları ve Portara diye adlandırılan, gün batımı ile ünlü mermer kapısını dolaştık. Buradan gün batımı gerçekten çok müthişti ve tabii bol bol fotoğraf çektik.

Naxos Apianthos

Eski kent, tavernalar, butikler; çeşitli zanaat ve sanatkarların satış ve sunum yaptığı, rengarenk cam, gümüş, seramik dükkanları ile tam bir görsel şölendi… Her yeri defalarca dolaştık. Ada 13’üncü yüzyılda Venediklilerin hakimiyetine girince, eski şehrin tepelik bölümü hisarlarla çevrilmiş ve her yer Venedik mimarisine göre şekillenmiş. Kuleler, çiçeklerle bezenmiş konaklar, avlular, dar sokaklar müthişti. Eski şehirdeki Della Rocca Barozzi Kulesi Kastro’daki en eski konaklardan biri ve orijinal mimarisi ve mobilyaları günümüze dek korunmuş olup artık Venetian History Folk Müzesi olarak hizmet veriyor. Bir afişte buranın bahçesinde buziki gecesi olduğunu gördük ve sanırım son iki bileti aldık. Arada sirtaki ve rembetiko gösterileri de olan mükemmel bir geceydi çok zevk aldık. Gidecek dostlar burayı takip etsinler, neredeyse her gece farklı sunum, gösteri veya konser oluyormuş. Bu otantik ve tarihi atmosferde, farklı performansları izlemek gerçekten çok keyifli. Ayrıca Naxos şehrini ve limanı panoramik olarak en güzel görüntüleyebileceğiniz yerlerden biri olan 1739 Teras Cafe’ye gitmeyi ve burada birşeyler içmeyi de unutmayın. Yine bu bölgenin görülmesi gereken yerlerini; Bizans Müzesi olarak hizmet veren Crispi Kulesi, Capella Kazatsa Kilisesi, Naxos Arkeoloji Müzesi, Ortodoks kilisesi olan Panagia Theoskepasti, Capuchin Manastırı olarak sıralayabiliriz.
Bizi bir de limanın hemen içinde küçücük bir ada üstündeki, Yunanlı denizcilerin denize açılmadan önce dua ettikleri Lady Myrtidiotissa Şapeli çok etkiledi (Bir daha gidebilirsek Simi’deki Panormitis’te yaptığım gibi mum yakmak istiyorum). Üçüncü gün toplu taşım araçlarıyla çevreyi gezdik ve araba kiralayınca gezilecek yerleri belirledik.


Naxos Zas (Zeus) Dağı

Adadaki dördüncü günümüzde bir araba kiraladık ve önce Engares kasabasına gittik. Köyü dolaştıktan sonra tarihi zeytinyağı fabrika-müzesini gezdik. Türkiye’de de Kaz dağları, Edremit civarlarında da bu tür tarihi müze-üretim haneler var. Buradan yüksek dağlar arasındaki ünlü Panagia Drosiani Kilisesi’ne gittik. Moni köyü ve Chalki (Halki) arasında ki bu kilise altıncı yüzyıldan kalma. Tavan ve duvarlarındaki freskler Balkanların en eski ve en iyi korunmuş olanlarıymış.
Daha sonra en popüler kasaba olan Halki’ye (Chalki) geçtik. Adanın eski merkezi olan bu kasabada önce bir seramik atölyesini, ardından 1863’ten beri geleneksel yöntemlerle üretim ve satış yapan tarihi citron likörü üretim tesisini dolaştık ve likör tadımları yaptık. Citron meyvesini gördük. Bir turunçgil aslında ama daha çok limona benziyor. Sonrasında burada yedinci yüzyıldan kalan Panagia Protothronos Kilisesi’ni de dolaştık.


Kauros heykelleri

Halki’den çıktıktan sonra yine yamaçlara doğru tırmanmaya devam ettik ve ünlü, mermer köy olarak da bilinen, birçok yeri özellikle cadde ve yolları mermer olan Apeiranthos ulaştık. Köyün girişinde arabamızı bıraktıktan sonra, önce köy merkezine sonra daha da yukarıda olan eski taş mahalleye kadar tırmanmaya devam ettik. Öğle güneşi ve sert ışık olmasına rağmen bu fotojenik köyde çok güzel fotoğraflar çektik. Yemek kısmı biraz hayal kırıklığı olsa da çok beğendiğimiz bu yerleşimden neşe içinde ayrıldık. Ardından da Filoti köy meydandaki dev çınar ağaçlarının altında birer kahve içip Flerios’a geçtik ve Kouros heykellerini ziyaret ettik. Yerde yatan bu bitmemiş heykeller MÖ 6-7. yüzyıldan kalmışlar ve yaklaşık 5,5 metre boyundalar. Tahminlere göre taşınırken hasarlandıkları için bitirilmemiş ve o halde bırakılmışlar. Sonra şehre döndük ve 1908’den beri hizmet veren, ünlü Lucullus Taverna’da kendimizi Yunan mezeleri ve şaraplarıyla ödüllendirdik.
Ertesi gün Delos ve Mikonos turu için bilet almıştık ve sabah feribot fırtınaya rağmen kalktı. Bu maceralı yolculuğu geçen sayımızda yazmıştık, hatırlarsınız. İki gün sonra hava izin vereceği için erken saatlerde marinadan ayrılmaya karar verdik ama dört gündür edindiğimiz tecrübeyle, herkesin demirinin birbirinin üstünde olduğunu bildiğimizden ve bu limanda yaşanan keşmekeşten görevliden dalarak demirimizi kontrol etmesini istedik ve iyi de etmişiz. Bizim çıpa tonozlara takılmış ve ancak hareket ederek apiko durumunda kurtarabileceğini söyledi ve biz de halatları toplayıp çıpayı da kurtardıktan sonra sabah erken kimseyi rahatsız etmeden çıkabilmek için mendireğin iç rıhtımına aborda olduk. Oley, fırtına nihayet azaldı hava 25 knot’lara düşecekmiş, ayrılma vakti dedik; sabah 05:00’te halatları topladık ve yeni ada yeni serüven için yola çıktık.



Paros

Paros
Naxos Marina regatta sebebiyle bizi almayınca, önce Paros Adası Naousa Limanı’na (37° 7.504’ K-25  14.131’ D) girmek istedik ama bu defa da ‘yer yok’ engeline takıldık. Biz de ilerdeki Ioannou Koyu’nun (37° 8.656’ K-25 13.708’ D) kuytusuna demirimizi funda ettik. Koyun içi dışarıya göre daha sakin ama yine de üç gün boyunca hava 25 knot’ın altına hiç düşmedi. Kuzeye korunaklı bu kapalı koyda bile 25-45 arasında rüzgâr vardı. Demirimiz çok iyi tutmuştu ve problem yaşamadık. Sadece denize girerken, rüzgârla tekneden kontrolsüz uzaklaşmamak için, belimize halat bağlayıp öyle giriyorduk. Rüzgâr teknelerden iki tanesinin cenovalarını parçaladı ve üç gün boyunca toplayamadılar. Kullandığımız Yunan telefon hattımızdaki kontürler ve internet bitince ikinci gün ben Naousa-Ioannou arasında dolmuş yapan teknelerden biriyle karaya çıktım. Hava durumu almak için önemliydi internet. Burada bulamayınca otobüs ile adanın merkezi ve büyük limanı olan Parikia (37° 5.239’ K-25° 9.100’ D) gittim. Neyse ki orada buldum. Sema yalnız kalmıştı ve aklım ondaydı. O nedenle çok da dolaşamadan döndüm. Tekrar otobüsle Naousa ve dolmuş motorla Ioannou yapıp KeyfeSeyir’e ulaştım.


Paros Naousa

Kiklad Adaları’nın ikinci büyük adası Paros’u Osmanlılar 1527-1827 yılları arasında yönetmişler ve sonra Yunanistan adayı kontrolüne almış. Paros antik çağlardan günümüze kadar en büyük ününü, ünlü beyaz Paros mermeri ile yaşamış. Birçok ünlü heykel, Pantheon’un çatısı vb. Paros mermerinden yapılmış. Günümüzde ise ana gelir kaynakları turizm ve balıkçılık olmuş. Tüm Kiklad mimarisinde olduğu gibi beyaz, mavi ve mavinin bütün tonları ile bezenmiş kapılar, pencereler, çatılar ile bunları kaplayan rengarenk çiçekler özelliklede begonviller doyumsuz bir görsellik sunuyorlar.


Paros Ioannuo

Adanın başkenti Parikia. Limanda sizi ilk karşılayan meşhur mavi kubbeli ve beyaz badanalı bir yel değirmeni. Adadaki çatısız evler ve yel değirmenleri adanın simgeleri haline gelmiş. Halen ibadete açık olan Panagia Ekatontapiliani Kilisesi 326 yılında yapılmış ve Parikia’nın en önemli yapılarından birisi. Varlığı ve yokluğu çok az belli olan kalesi Ortaçağ’dan kalma. Ve tavernaları bizlere muazzam lezzetler sunmakta.


Paros Parikia ünlü yel değirmeni


Ben, ulaşım saatlerini beklerken bir de ayaküstü bira, kalamar, patates ziyafeti bile çektim kendime. Limandaki balıkçı kayık sayısına bakılınca, burasının çok şirin bir balıkçı kasabası olduğu düşünülse de çiçeklerle kaplı dar sokakları, rengarenk butikleri, tavernaları ile burası adanın en popüler ve eğlenceli merkezi olmayı da başarmış ve jetset’in tercih ettikleri bir kasaba oluşmuş. Limanı ve rıhtımı çok küçük olduğundan dolayı çok az tekne bağlanabiliyor. Limanda denizin içindeki kale çok güzel. Ioannou Koyu orta halli bir çekek alanına da sahip, çok önemli bir demirleme noktası. Dip kum ve çok iyi çıpa tutuyor. Kıyıdaki plaj ise çok popüler. Karadan yolu var bir de denizden dolmuş var epey kalabalıktı. Ama bu koyun yörenin en iyi demir yeri olduğu da aşikar. İhtiyaç durumlarında tereddütsüz kullanılabilir gerçekten.
Paros’u ve tabii ki gelmişken AntiParos’u tekrar gelinecekler listesine aldık… Şimdilik bu kadar olsun. Sağlıklı günlerde keyifli, huzurlu mutlu seyirler yapalım yeniden…


Paros Parikia