Popüler Konular : Meeting the Legend... | Kariyere bir mola... | Bundan böyle düşüner... | Pedalla deniz el ele... | Kötü durum senaryola... | Üç Türk Denizci Kur... |
Adriyatik'e fiyort ziyareti- Montenegro
Naviga
9.06.2020
A | a
Adriyatik'e fiyort ziyareti- Montenegro

İlk defa 2013’te ziyaret ettiğim Porto Montenegro, gelecek vadeden yeni bir girişimdi. Mayıs 2019’da yaptığım ikinci ziyarette ise kapasitesini ikiye katlamış, 250 metreyle en büyük megayatlara ev sahipliği yapacak altyapısını oluşturmuş ve TYHA tarafından ‘platinum’ sıfatını almış bir marinayla karşılaştım. Bağlama sayısını 850’ye çıkararak Avrupa’nın en lüks yat limanı olma hedefini taşıyan Porto Montenegro’nun başarısının ardında marina kadar Karadağ’ın muhteşem doğası ve kültürü de var.   

YAZI: Deniz Bora

 

Montenegro, yani Karadağ, küçücük bir coğrafyada inanılmaz güzelliklere ve şahane bir kıyı yapısına sahip. Bu eşsiz ülkenin, 2010’da 85 bağlama kapasitesiyle açılan süperyat marinası Porto Montenegro’nun 450 yatlık bağlama yerinin şimdi tümü dolu. Marina, ilk ziyaretimi gerçekleştirdiğim 2013 yılında 245 tekne ağırlayabiliyordu. Kapasitenin  %93’ü dolduğu için geciktirilmeden başlanan genişletme çalışmalarıyla marina bugünkü 450 yat bağlama kapasitesine 2010’da ulaştı. Mayıs 2019’da tekrar gittiğimde ise bunlardan 50’sinin 45-150 metre yatlara ayrıldığını ve marinanın en büyük yat bağlama kapasitesinin 250 metreye kadar çıkarıldığını gördüm. (Tivat, 19’uncu yüzyılda tersane ve Yugoslavya zamanı savaş gemilerinin barınağı olduğu, yani derinlik açısından problemsiz olduğu için bu kadar büyük yatları kolayca barındıracak doğal bir yapıya sahip.) Böylece Porto Montenegro bağlanabilen yat uzunluğu bakımından Avrupa’nın en büyüğü oldu. Zaman içerisinde bağlama kapasitesinin 311’i süperyatlar için olmak üzere 850’ye çıkartılması planlanıyor ki o zaman da her açıdan Avrupa’nın en büyüğü olacak. Bu rakam fazla iddialı görünebilir ancak marinacılar çok değil üç-beş sene sonra süperyat bağlama kapasitesinin mevcudu karşılayamayacak noktaya geleceğini söylüyor. Yatlar giderek büyüyor ve insanlar uygun bağlama yeri bulamamaktan şikayet ediyor. Yat Limanları Birliği/The Yacht Harbour Association (TYHA) tarafından ‘platinum’ olarak sınıflandırılan tek marina olan Porto Montenegro’nun hedefi açık; Akdeniz’in en lüks yat limanı olmak…


Perast
 

50 yıl öncesinin St. Tropez’si

Bu marinanın bu kadar parlamasının diğer nedeni yeni bir rotanın en iddialı duraklarından biri haline gelmesi. Akdeniz çanağında dolaştığı söylenen 800 bin ile 1 milyon arasında yatın hep aynı sularda dönüşmüş kıyı kasabalarından sıkıldığı bir gerçek. Hırvatistan’ın ve Doğu Akdeniz’in daha fazla yat ağırlamaya başlaması bu yüzden. Ancak bir bölgede yat turizmini geliştirmek, güzel birkaç marina açmakla olmuyor, zira cazip bir rota oluşturmak da gerekiyor. Porto Montenegro da yarı Yugoslavya yarı Kanadalı yatırımcısı, dünyanın en büyük maden şirketi Barrick Gold of Toronto’nun kurucusu Peter Munk tarafından Akdeniz ile Adriyatik’in yıldızı Hırvatistan arasında keyifli bir durak oluşturma fikriyle geliştirilmiş. Dünyada 30 metre üstü yatları ağırlayabilen, malzeme tedarik edilebilen, tekne sahiplerinin ve mürettebatın iyi servis alabildiği sadece birkaç marina olduğunu söyleyen Munk, Porto Montenegro’nun sadece ‘tesis’ olarak değil, diğer yönlerden de beklentileri karşılayacağından emin bir şekilde yola çıkmış. İlk yatırımcısının ‘50 yıl öncesinin St. Tropez’si’ olarak tanımladığı Karadağ, şimdi 1950-60’larda Sophia Loren, Elizabeth Taylor ve Kirk Douglas gibi isimleri ağırladığı günlerin ışıltısına daha da parlak bir şekilde kavuşma yolunda ilerliyor. Karadağ, artık turizmde değeri en fazla yükselen yerler arasında sayılıyor. Hem marinanın hem de Karadağ’ın ürettiği değer ile Porto Montenegro Investment Corporation of Dubai (ICD) tarafından 2016 yılında satın alındığını, aynı hedeflere doğru bu çatı altında ilerlemeye devam ettiğini de ekleyelim.

Porto Montenegro

Marinada onlarca restoran seçeneği var
 

Porto Montenegro, küçük ülkenin dev projesi olarak devletten büyük destek görüyor ve ülke halkı için gurur abidesi niteliğini taşıyor. Bunun altında elbette devlet desteğiyle marinanın Tivat’a ve Karadağ’a sağladıkları yatıyor. 500 milyon euro’nun üstünde yatırım yapılan, yurt dışından başka yatırımların gelmesine sebep olan Porto Montenegro, hayvancılık ve turizm ile geçinen ülkenin çehresinin değişmesine, zaten içselleştirdiği modern yüzünü göstermesine aracılık ediyor. Tivat’a gelen turist sayısını  %75 oranında artırdığı vurgulanan marinanın çok başarılı lüks oteli Regent Porto Montenegro ile marina içindeki lüks mağaza ve restoranlar bölge halkının ekonomik olarak nefes almasını sağlıyor.

The Regent Pool Club Residences
 

Porto Montenegro emlak yatırımı açısından da dikkat çekici bir adres. Porto Montenegro bünyesindeki The Regent Pool Club Residences’ın ilk altı bölümü; Teuta, Zeta, Ozana, Milena, Tara ve Ksenija’nın 180 konutunun hepsi 2015’te satılmış. Bu projeler, Güney Fransa ve İtalya’daki benzerlerinden yarı yarıya daha ucuz ve ilerleyen yıllarda değerlerinin artacağı belirtiliyor. Rezidans sakinlerinin pek çoğu ise Rus, Amerikan ve Türk vatandaşlarından oluşuyor. Türklerin bu bölgeye turistik ve emlak yatırımı açısından ilgisi büyük. Elbette bunda vize uygulanmamasının etkisi büyük. Marinanın beş yıldızlı oteli Regent Porto Montenegro’nunsa 86 otel odası ve iki de çatı katı süiti var. Otel iki havuzu, SPA’sı, barı, pastanesi bahçe ve iç mekan yemek bölümleriyle üst düzey servis ve lezzetler sunuyor.

Porto Montenegro, tarihi Kotor şehrine 15 dakika mesafede, daha da önemlisi Avrupa’nın en etkileyici manzaralarından birine sahip olan kıtanın en güneydeki fiyordu Boka Körfezi’nin içinde yer alıyor. Kıvrılarak içeri uzanan dört geniş koy, daha küçük koylar ve daracık geçitlerden oluşan Boka Körfezi esas güzelliğini, etrafındaki 1.000-1.400 metre yüksekliğindeki yemyeşil dağlara borçlu. Fiyordu çevreleyen irili ufaklı dağlar, yüzlerce metre yüksekliklerdeki minik dağ köyleri, kıyıdaki Venedik tarzı kiremit çatılı küçük sahil kasabaları ve berrak masmavi bir deniz, körfezin ‘Avrupa’nın en romantik manzaralarından biri’ sıfatını hak ettiğini gösteriyor.

Porto Montenegro

 

‘Duygusal’ avantajlar

Hükümetin desteği, yat mürettebatının aktivitelerine kadar uzanıyor. Mesela Karadağ’ın kayak merkezleri yat çalışanlarına ücretsiz. Tekne sahibini marina seçiminde yönlendirmedeki etkisi bilinen, yat sahibinden çok daha uzun süre teknede yaşayan ve tabii yat büyüdükçe nüfusu artan mürettebat için pek çok etkinlik düşünülmüş. UNESCO Dünya Mirasları’ndan ve dünyanın ikinci büyüğü olan Tara Kanyonu, Balkanların en büyük gölü ve Avrupa’nın en büyük kuş rezervlerinden biri olan Skadar Gölü gibi özel yerlere turlar ve özel partiler bunlardan bazıları. Spor salonu, tenis kortu, bowling salonu ve su sporları olanakları da yat sahipleri kadar mürettebatı etkileyen özellikler. Civarda 18 delikli bir golf sahasının açılma çalışmalarının başladığını da ayrıca belirtelim. Körfezin içindeki Adriatic Shipyard Bijela ile kurulan ortaklık sayesinde bir kuru havuz ve onarım sahasına da sahip olan Porto Montenegro’da her boyda tekne sahibine 7/24 Yacht Assist servisi sunuluyor. Ayrıca Bijela’da iyi bir refit ekibi de çalışmalara başlamış, zamanla buranın megayatların refit merkezi olması da hedefleniyor.

Porto Montenegro Yacht Club'ın devasa sonsuzluk havuzu
 

Porto Montenegro yetkilileri “Neyse ki Avrupa Birliği üyesi değiliz” diyor zira AB üyesi ülkelerde yatçılar için vergilerin %25’e kadar çıktığını belirtiyorlar. Ekonomik krizin etkisiyle İtalya’da yat sektörü üzerindeki vergilerin artırılması nedeniyle bölgeden kaçın etkisi de vurgulanıyor. Karadağ Hükümeti bu politikayı destekliyor; çıkış işlemleri sırasında vergisiz yakıt alınabiliyor. Marina ücretleri ve diğer yatçılık hizmetleriyle ilgili vergiler de sadece  %7 düzeyinde tutuluyor.





Porto Montenegro
 

Uğramadan geçmeyin…

Tivat

15.000’den az nüfuslu Tivat, Porto Montenegro’ya ev sahipliği yapan şehir. İsmi, Yunanca ‘theodhos’ yani ‘tanrıların yolu’ sözünden geliyor. Burası 19’uncu yüzyılda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun askeri gemiler için kurduğu tersaneye ev sahipliği yapmış. Bu geleneğin izlerini Porto Montenegro’nun hemen yanında kurulan Denizcilik Mirasları Müzesi’nde (Maritime Heritage Museum) en ince ayrıntısına kadar görmek mümkün. Tivat’ta inşa edilen gemilerin fotoğraflarını, müze girişindeki savaş denizaltısını, şimdi ‘süperyat oyuncağı’ olarak anılan iki kişilik keşif denizaltısını ve hatta bugünkünden çok daha ağır ve büyük olsa da bir nevi ‘deniz scooter’ını burada görmek gerçekten etkileyici. Plajları ve uzun yürüyüşleri yapılabilecek sahiliyle keyifli Tivat’ın deniz kenarındaki küçük ve pek tatlı köyü Donja Lastva’yı da ziyaret etmeyi unutmayın. Denizden gelmiyorsanız buraya not düşelim; Tivat, Başkent Podgorica, 1,5 saat mesafede...


Tivat Denizcilik Mirasları Müzesi

 

Perast

Tivat’tan 15 dakikalık bir seyirle Kotor Körfezi’ne giriş yapabilirsiniz. Körfezin girişinde üç ada var. Bu adalar zamanında, körfezin girişini korumak için mükemmel bir müdafaa hattı oluşturmuş… Böylece eski şehir Kotor’a girmek nerdeyse imkansız bir hale getirilmiş. Adım başı bir koy, bizim Gökova koyları gibi önlerinde kendi iskeleleri, hatta marinetleri olan restoranlar var. Bu koylar arasında belki de en dikkat çekicisi olan Perast’ın karşısında iki şahane ada var; biri 12’nci yüzyıldan kalma bir manastır olan St. George Adası, diğeri meşhur ‘Our Lady of Rocks/Kayaların Leydisi.’ (Bahsedilen ‘leydi’ Meryem Ana.) St. George Adası çevreleyen taş duvarlar ve selvi ağaçlarıyla muhteşem görünüyor ancak ziyarete kapalı. Eski ve ele geçirilmiş gemileri kayalarla doldurup batırarak yapılan yapay ada Our Lady of Rocks’ta ise Meryem Ana Roma Katolik Kilisesi ve devamında müze yer alıyor. Karadağlılar düğünlerini burada yapmayı seviyorlar, bu nedenle yerel bir kilise nikahına denk gelme olasılığınız da var. Bu kilisenin üst katına çıkarsanız küçük ama pek şahane Perast’ı daha iyi gözleyebilirsiniz. Bugün 350 civarı nüfusa sahip olan Perast da körfezdeki pek çok yer gibi Venedikliler tarafından kurulmuş. 15’inci yüzyılda kurulan kasabanın 18’inci yüzyılda yüzlerce gemi inşa etmiş dört tersaneye ev sahipliği yapmış olması şaşırtıcı zira Perast bugün pek durağan, dingin görünüyor. Barok tarzda konakları ve kiliseleriyle gösterişli tarihinin izlerini taşıyan kasabanın dar sokaklarını gezdikten sonra, taze leziz deniz ürünleri için Seafood Restaurant Djardin’i ziyaret etmenizi ve Karadağ şarapları konusunda şefi dinlemenizi hararetle öneririm.


Perast’tan bakışla St. George Adası
 

Kotor

UNESCO Dünya Mirasları listesine giren körfezin en dikkat çekici yerleşimi Kotor, Romalılar tarafından kurulmuş ve zaman içinde Osmanlı, Fransa, Avusturya-Macaristan’ın yönetimine girmiş ancak şehre asıl kimliğini veren Venedikliler olmuş. Surların dışındaki nehrin hemen kıyısındaki Kotor, içinden deniz geçmese de sokakları ve yapılarıyla Venedik’i andırıyor. Deniz kıyısındaki giriş kapısı çok yüksek değil çünkü kıvrılarak içeri giren deniz kıyısı şehre ihtiyacı olan korumayı sağlamış. Dar boğazlar boyunca düşman güçlerini alt edecek pek çok fırsat varken dağlardan gelenlere karşı savunma yapılmasının zor olması, o dönemin insanlarına dimdik bir dağın 280 metre yüksekliğine dev taşlar taşıtmış. En tepede tüm bu manzaraya hakim muhteşem bir kilise yer alıyor. Kotor merkezini rehber alarak gezmenizi tavsiye ederim zira zamanında silah imalatıyla ünlenen ve ticaret yapılan Kotor’un hikayeleri anlatmakla bitmiyor. Birbiriyle rekabet eden ailelerin konakları, hırsızların teşhir edildiği meydandaki taş anıt, Kotor kültürü, herbiri ayrı dönemde yapılan kiliseler ve Barbaros’un izlerini sürebileceğiniz denizcilik müzesi kesinlikle iliklerinize kadar işleyecek nitelikte. Elbette turist kalabalığının sizi çıldırtabileceği bir dönemde gitmediyseniz…


Kotor

Kotor
 

Herceg Novi

Tamamı dağlık bölgeden oluşan Karadağ’ın liman şehirlerinden biri de, Orjen Dağı eteklerine kurulan Herceg Novi. 1482-1797 yılları arasında önce Osmanlı İmparatorluğu ardından Venedik Cumhuriyeti’nin bir parçası olan bölge o yıllar, Castelnuovo (New Castle/Yeni Kale) ismiyle anılıyormuş. Herceg Novi bir yandan Venedik etkisindeki yapılarıyla dikkati çekerken bir yandan da çocukluğumuzun Ege kasabalarının tarzını taşıyor; bir tek çiğdem külahlı güruh eksik! Dolayısıyla biz hiç yabancılık çekmedik. Temiz, büyük plajları, koyları ve deniz mağaraları keşfe değer.


Herceg Novi’nin Mamula Adası, İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kampı olarak kullanılmış

Herceg Novi
 

Budva

Tivat’ın güneyinde, Kotor Körfezi’nin dışında yer alan Budva, ülkenin en turistik şehri. Yapılaşma biraz fazla yoğun ama yine de antik şehri ve muhteşem adası Sveti Stefan için uğranmayı hak ediyor. D-Marin bünyesinde yer alan 300 tekne kapasiteli Dukley Marina Budva’ya da ev sahipliği yapan şehirden batıya doğru ilerlediğinde günübirlik gidilebilecek iki güzel koy var: Jaz ve Trsteno… Bunlardan Jaz Koyu aynı zamanda Sea Dance Festival (31 Ağustos-1 Eylül 2019) adlı büyük müzik organizasyonuna ev sahipliği yapıyor. Sadece Budva’nın değil, Karadağ’ın en ikonik manzarası Sveti Stefan Adası’nın ise ihikayesi ilginç. 15’inci yüzyıldan kalan Sveti Stefan, Türk denizcilere ve korsanlara karşı sığınma yeri olarak kurulmuş, eski Yugoslavya lideri Tito zamanında jet sosyete için özel bir tatil yeri haline getirilmiş. Orson Welles, Elizabeth Taylor, Sophia Loren’li günlere savaş yıllarıyla veda eden Sveti Stefan’a eski ihtişamını kazandırmak isteyen Karadağ hükümeti, onu Aman Resort’a 30 yıllığına kiraya vermiş. Adada Arnavut kaldırımlı daracık sokaklar, kırmızı çatılı evler, sedir, çam ve zeytin ağaçlarının gölgesinde uzanıyor. Eğer otelde kalmıyorsanız ve uzaktan fotoğraf çekmek sizi kesmeyecekse otelin restoranlarından birine birkaç gün önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.



Aman Resort’un oteline ev sahipliği yapan Sveti Stefan


Budva
 

Tekneyle gidecekler için notlar (Turgay Noyan’dan, Haziran 2016)

* Akıntılara dikkat! Bu sularda seyredecekseniz, akıntılara dikkat etmelisiniz. Bu sularda med cezir fazla değil, 35-40 santimetre civarı olmasına karşılık çok derin koylarda bu kadarcık değişim bile bayağı bir akıntı yaratıyor. Özellikle pontonlar arasında manevra yaparken tekneniz rüzgâr olmamasına rağmen diğer teknelerin üzerine düşebiliyor.


* Adriyatik sularında çok sık olmamakla birlikte Siroko olarak adlandırılan rüzgârlarla karşılaşabiliyorsunuz. Siroko, Afrika’dan gelen güneydoğulu rüzgârın adı. Sıcak esiyor ve nemli hava getiriyor. Bir de buranın borasını unutmamak gerekir. Bora, soğuk ve kuru bir rüzgâr. Yıldırım ve yağmurla birlikte geliyor, 60-70 knot’ları vuruyor. Yani oldukça tehlikeli. Aslında çok sınırlı bir bölgede aniden meydana geldiği için ‘katabatic’ denilen rüzgâr oluyor. Bu yüzden gözünüz sürekli bulutlarda olmalı. Kümülüs bulutları iki-üç saat gibi bir sürede kümülonimbüse dönüşüyor, depresyon çok kısa sürede oluşuyor. Öyle ki internetten alınan hava tahmin raporları buna yetişemiyor. Önce şunu peşin peşin söyleyeyim; Arnavutluk’tan kuzeybatıya doğru yükseldiğinizde Güney Karadağ sahilleri doğrudan açık denize baktığı için birkaç nokta hariç gecelemeye müsait değil. Özellikle de Budva’ya kadar olan bölgede sadece Bar Limanı var diyebilirim.

* Teknenizle Hırvatistan kıyılarına gidiyorsanız, Arnavutluk’tan hemen sonra, gümrük sahasının bulunduğu ilk şehir Bar. Eğer Bar’a uğramak ve buradan giriş yapmak isterseniz açık denizden görünen dağlarıyla limanı kolaylıkla tanıyabilirsiniz. Güneybatılı ve batılı rüzgârlar genellikle limanın önünde deniz koşullarını biraz zorlaştırıyor. Ancak dalgakıran limanı bu rüzgârlardan korunaklı kılıyor. Ayrıca limanın önünde hızı 0,5 knot’a ulaşan kuzeybatı yönlü akıntı mevcut. Dalgakıranla kıyı arasındaki geçişin genişliği 200 metre, derinlik ise 14 metre. Buradan İtalya’nın Bari ve Ancona şehirlerine feribotla gitmek mümkün.

* Bar’dan önce güneyden kuzeye doğru sahili takip ederek seyir yaparken Ulcinj Koyu görülmeye değer yerlerden biri. Ulcinj’e girmek isterseniz (çok sığ olduğunu hatırlatalım) şehrin surları ile limanın batısında konumlanan ve tepesinde ışığı bulunan kulesinden tanıyabilirsiniz. Ulcinj’de kale önünde küçük, üstelik de çok sığ bir liman var. Katamaran gibi su kesimi az olan tekneler için içeriye girilebilen nehir ağızlarının da girişe müsait olduğunu bu arada atlamadan söylemeliyim…

Ulcinj

* Herceg Novi ağırlıklı olarak güneyli ve güneybatılı rüzgârların etkisinde. Limana giriş çıkışlarda dalgakıranın en uç noktasının 200 metre kuzeybatısında kalan iki kayaya dikkat etmek gerekiyor. Dalgakıranın batı yönüne doğru su altından uzantısı da dikkat edilmesi gereken bir başka nokta. Eğer limana güneydoğu ve güney yönünden yanaşıyorsanız liman fenerinin 300 metre doğusunda konumlanan Karatoc Resifi ve kanalizasyon borularına da dikkat etmeniz gerekiyor. Limanın güneybatı yönünde derinlik 13-15 metre. Dibi de çamur. Buraya genellikle büyük gemiler bağlanıyor.

 

Etiketler :
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

01 Temmuz Yaprak Fırtınası

03 Temmuz Sam Yelleri

06 Temmuz Fırtına

09 Temmuz Çark Dönüşü Fırtınası

11 Temmuz Bevarih rüzgarları sonu

16 Temmuz Fırtına (2 gün)

18 Temmuz Sıcakların artması

26 Temmuz Kara Erik Fırtınası

TAKVİM
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri