Popüler Konular : Meeting the Legend... | Kariyere bir mola... | Bundan böyle düşüner... | Pedalla deniz el ele... | Kötü durum senaryola... | Üç Türk Denizci Kur... |
Kariyere bir mola
Naviga
16.06.2020
A | a
Kariyere bir mola

Kariyerine sekiz yıl ara vererek kendini maviliklere teslim eden DYO Genel Müdürü Serdar Oran, molanın ardından eski görevine dönse de artık denizsiz bir hayat düşünemiyor. Cesur kararıyla iş hayatında alternatif rotaların da bulunduğunu kanıtlayan Serdar Oran’ın bu ilginç deneyimine kulak verelim.

YAZI: ŞULE KAYA


Özellikle İstanbul gibi büyük bir şehirde yaşıyorsanız çevrenizde, çalıştığı şirkette kendini kapana kısılmış gibi hisseden, mutsuz şekilde çalışmaya devam eden, cesur adımlar atanları imrenerek seyreden ancak kendisi bir türlü harekete geçemeyen insanlar olmalı. Hatta belki o insanlardan biri de sizsiniz.

Her ne kadar etrafımız yukarıda anlattığımız gibi çalışanlarla dolu olsa da alternatif seçenekleri deneyenler de var. Bunlardan biri DYO Genel Müdürü Serdar Oran. Serdar Oran kariyerinin belki de tam zirvesindeyken, tam 40 yaşındayken işi gücü bırakmış ve yıllar önce geride bıraktığı yelken hayatına dönmüş. Sekiz yıllık molasında Karayiplerden Avrupa kıyılarına kadar yelkenli tekneyle gezmedik yer bırakmamış. Ve molanın ardından kendi deyimiyle sırtındaki küfeyi tamamen boşaltmış halde çalışma yaşamına geri dönmüş.

Yelkene küçükken başlayanlardan mısınız?

Sekiz yaşındayken Samsun Yelken Kulübü’nde optimist yaparak başladım yelkene. Belli bir eğitimden sonra yarışlara katıldım. İlk yarışımdan komik bir anım var. Yarışın olacağı gün dayım da beni seyretmeye geldi. Tekne seçmek için kura çektik ve ben birinci çıktım. Yani ilk seçme hakkı benim olmuştu. Dayım da tutturdu “73 numarayı seç” diye. Ben de 73 numaranın kötü olduğunu biliyorum. Ama dayım o kadar ısrar etti ki dayanamadım o tekneyi seçtim.

 

73 numara ısrarı neden?

Meğer dayım eski yarışları seyretmiş ve hep 73 numara kazanıyormuş. Ama o eskidenmiş. Yarışım sırasında 73 numara yıpranmış bir tekneydi ve hatta yelkeni delikti. İlk seçme hakkı bende olmasına rağmen 73 numarayı almıştım. Neyse yarışmaya başladım, boyuna su boşaltıyordum içinden. Ve tabii dayım teknenin performansını görünce şok geçirdi ve çok üzüldü. Ama o yarışın sonunda bana en kötü tekneyi seçtiğim için centilmenlik kupası verdiler. Sonra başka yarışlara da katıldım ama optimist hayatı sadece iki-üç sene sürdü.

 

Geri dönüş ne zaman oldu?

2001 yılında 40 yaşındayken işten ayrıldım. Para piyasalarında kendi yatırımlarımı yönetmeye karar vermiştim. Bol bol zamanım vardı. Ne yapsam acaba düşünmeye başladım. Ben de bu arada yıllar önceki hobim olan yelkene geri dönmeye karar verdim.

35 yıl sonra ilk denize çıkışımı da şubat ayında yaptım. Üç tekne macera olsun diye Marmaris’ten çıkarak 15 günde Girit Adası’na kadar gittik ve geri döndük.

 

35 sene sonra yine hatırladınız mı yelkenin nasıl yapıldığını?

Evet hatırladım; ölçekler çok farklıydı ama temel prensip aynı tabii. Nitekim rüzgârı okuma duygusu kalmış bende. Teknenin üzerine çıkınca çok hızlı uyum sağladım. Seyrin sonunda hepimiz çok iyi dost olduk ve yarışmaya karar verdik. O zamanlar pek meşhur olan Optimus diye bir tekneyle Bodrum ve Çeşme yarışlarına katılmaya başladım. İki kez Aşağı Yarışı’na katıldım. Türkiye’deki hemen hemen tüm yarışlara katılıyorduk aslında çünkü hiçbirimiz çalışmıyorduk. Ben çalışıyordum ama tüm işimi istediğim her yerde yapabiliyordum. Dolayısıyla zaman ve mekan sorunum yoktu.



Yarış dışında yelken yapıyor muydunuz?

Yurt dışından gelecek teknelerin transferini gerçekleştiriyorduk. Bir haftada gelecek tekneyi geze geze 20 günde falan getiriyorduk. Sonra bunlar bize yetmemeye başlayınca ARC’a (Atlantic Rally for Cruisers) girmeye karar verdik. Yine aynı ekip, ralliye katılmak üzere tüm hazırlıklarımızı yaptık. Kanarya Adaları’ndan bir tekne kiraladık. Fakat bizim ralliye gireceğimiz sene yeni bir kural getirildi. Geçiş sırasında çok yıprandığı için sigorta şirketleri kiralık teknelerin kendi kaptanlarıyla kullanılması zorunluluğunu getirdi. Ama biz teknede yabancı birini istemiyorduk. Her şey de hazırdı... Bunun üzerine biz de Atlantik’i uçakla geçmeye ve Karayiplerde tekne kiralamaya karar verdik. Bu arada önceden gidip gelen ekipleri karşılar, palamarlarını alır, kupa törenine katılır hem de oradaki atmosferi yaşamış oluruz diye düşündük. Kendimizi 21 güne göre ayarladığımızdan bu süreyi Karayiplerde tekneyle gezerek geçirmeye karar verdik. Tekne kirasını Karayiplere çevirdik. Ve biz 2005 yılında Atlantik’i uçarak geçtik. St. Lucia’ya geçince ekipleri karşıladık ve atmosferin kara tarafını yaşadık.

 

Tekneyle geçemediğiniz için üzüldünüz mü?

Hayır aksine iyi ki planı bu şekilde değiştirmişiz dedik. Ralli süresince, 17 gün boyunca yer mavi, gök mavi, etrafta bir şey yok. Halbuki biz Karayipleri tekneyle dolaşırken çok farklı coğrafyalar, çok farklı denizler, insanlar gördük. Çünkü adaların hepsi birbirinden değişik. Hepsi farklı ülkelerin sömürgeleri olduğundan kültürler de farklı. Önce çok üzülmüştük açıkçası ama oraları dolaşınca iyi ki böyle olmuş dedik. Çünkü bu, başka bir tecrübeydi.

 

Ne gibi tecrübeler edindiniz?

Gelgit çok etkili adalarda. Bazı yerlere deniz yükseliyor giriyorsun sonra deniz yok, geri dönmesini bekliyorsun. Oradaki rüzgâr ölçekleri de bize göre çok farklı. Bizim dolaştığımız sırada Karayip açıklarında Epsilon diye bir fırtına etkiliydi. Biz de hep onu takip ederek hareket ediyorduk. Fırtınanın merkezinden yaklaşık 700 kilometre uzaklıkta olmamıza rağmen hissettiğiniz rüzgârın farklı bir şey olduğunu anlıyorsunuz. Bir kasırga rüzgârı sonuçta.

 

Hangi rotayı izlediniz?

St. Lucia, Martinik, Karayip Korsanları’nın çekildiği St. Vincent, Trinidad ve Tobago Adaları. Mesafeler haritada çok yakın gibi görünse de birinden birine geçerken 1,5 gün falan yelken yapıyorsunuz.


 

Karayipleri, Ege kıyılarıyla karşılaştırırsanız ne söylersiniz?

Bence orası daha güzel ve daha özel. Orada belli bir coğrafyada çok farklı tecrübeler elde ediyorsunuz. Ege’de üç aşağı beş yukarı neyle karşılaşacağınız belli. Çok fazla sürpriz yok. Ama Karayiplerde denizin sıcaklığından derinliğine, rüzgârın şeklinden dalganın boyutuna kadar her an farklı bir sürprizle karşılaşabiliyorsunuz. Her an her şey değişiyor. Adalardaki yaşam da çok renkli. Dert yok, herkes eller havaya. Fakirler ama mutlular.

 

Karayiplerde başka ilginç tecrübeleriniz oldu mu?

Turumuza St. Lucia’dan başladığımız için tekneyi dönüşte yine buraya teslim etmemiz gerekiyordu. Yani farklı bir ülkeye gidecektik ve St. Lucia’ya döndüğümüzde yine vize işlemlerinden geçecektik. Ama biz giderken tek girişli vize almışız. E ne yapacağız? Bize ülkenin dışişleri bakanlığına gitmemizi ve belirli tarihler arasında istediğimiz kadar giriş çıkış yapmamıza izin veren özel bir mektup almamızı tavsiye ettiler. Nasıl olur dedik. Biz de bakanlığı arayıp yerini öğrendik ve randevu istedik. Hemen ertesi gün randevu verdiler. Minibüse binip bakanlığa gittik. Dışişleri bakanlığı dedikleri bir apartmanın dördüncü katı. Kapıyı çaldık karşımıza bakanın sekreteri çıktı. Güvenlik falan yok. Ofiste sadece bakan ve sekreteri var. 15 dakika sonra dışişleri bakanının imzasının bulunduğu mektup elimizdeydi. Herhangi bir ücret de ödemedik. Tabii biz olanlara inanamadık. Bir süre bizimle dalga mı geçtiler acaba diye düşündük.


 

Sizin mola ne kadar sürdü?

Ayrıldıktan sekiz yıl sonra DYO’dan göreve dönmem için teklif aldım. 2009’da eski işime geri döndüm.

 

Sekiz yıllık özgür hayattan sonra yeniden ofise girmek zor olmadı mı?

Hayır hiç olmadı. Sanki dün akşam koltuktan kalkmış, ertesi gün geri gelmişim gibi hissettim. Döndüğümde ekibin bir kısmı yeniydi. İşler de biraz daha büyümüştü. Öyle olunca hiç zorluk hissetmedim. Aslında benim yaptığımın yurt dışında örnekleri çok. Onlar buna ‘Sabbatical’ diyorlar. Ama tabii benim gibi sekiz sene değil, altı ay-bir sene civarındaki molalar bunlar.

 

Tekneniz var mı şu an?

2010 yılında kendime bir Beneteau Oceanis 34 aldım. Bodrum’da bağlı. Yarışları bırakmadım, BAYK Trofesi’nde yarışıyorum. Ayrıca Milta Marina çalışanlarının yarıştığı teknenin de skipper’lığını üstlendim. Gezi sınıfının birincisi olduk.

 

Bu mola size ne kazandırdı?

Bir süre her şeyden uzaklaşıyorsunuz. Çalışırken ne olursa olsun birtakım şeyleri küfenizde biriktiriyorsunuz. Ve bu zamanla sırtınızda yüke dönüşüyor. Bu arayı verdiğinizde ise bu küfeyi boşaltıyorsunuz. Ne geçmişte yaşanan olumsuzluklar kalıyor kafanızda ne başka hesaplar. Sıfır yükle başlayınca çok daha verimli oluyorsunuz. Bu mola aslında bir kayıp değil.


 

Şu an bir sürü insan var ki çalıştığı şirketlerde kapana kısılmış gibi hissediyor. Mutsuz bir şekilde çalışmaya devam ediyor. Dolayısıyla işe böyle bir mola vermelerini tavsiye eder misiniz?

Yüzde yüz. Net olarak söyleyebilirim ki bunu yapabilirlerse hem performansları artacak hem psikolojik olarak rahatlayacaklar. Bir de bu boşlukta ister istemez insan farklı disiplinlere de vakit ayırmaya başlıyor. Çünkü bir şirkette çalışırken hep tek yönlü besleniyorsunuz.

Bizim kalıplaşmış bir yaşama şeklimiz var. Kalıpların dışındaki örnekleri görüp de “Ne güzel” desek de o yapıyı bozamıyoruz. Ancak kalıbın dışına çıktığınızda etrafa farklı bakmaya başlıyorsunuz. Alma pencereniz açılıyor. Dolayısıyla sırtınızda bir yük olmadığında önünüze çıkan fırsatlara daha açık oluyorsunuz. Ancak benim tavsiye ettiğim tamamen bacakları uzatarak yayılacak bir boşluk değil. Buna hazırlık yapılmalı. Zaten o boşluğu da bir şekilde finanse etmek lazım.


 



 
Etiketler :
 
           
 
SİTEDE ARA
               
Naviga Yayınları
 
 
 
HAVA DURUMU
 
 
 
 
 
FIRTINA TAKVİMİ

01 Temmuz Yaprak Fırtınası

03 Temmuz Sam Yelleri

06 Temmuz Fırtına

09 Temmuz Çark Dönüşü Fırtınası

11 Temmuz Bevarih rüzgarları sonu

16 Temmuz Fırtına (2 gün)

18 Temmuz Sıcakların artması

26 Temmuz Kara Erik Fırtınası

TAKVİM
 
 
NAVİGA ÜYELİK
okuyucu@navigamagazin.com Adres: Kalamış Fener Cad. İskele Sok. (Gamze Sok.) No: 2 Kalamış 34025 Kadıköy-İ
NAVİGA E-BÜLTEN
 
Tasarım & Kodlama: Tekklik Bulut ve Internet Hizmetleri