Ata’nın seyyar sergisi: Karadeniz gemisi


Naviga'nın Eylül 2005 sayısında yer almıştır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk kültürünü tanıtmak amacıyla Avrupa seferine çıkan ve Türkiye'nin tanıtımında çok önemli bir rol oynayan Karadeniz gemisi; onunla birlikte seyahat eden aydınlık değerlerimiz sayesinde uluslararası saygınlık kazanmamızı da sağlamıştı. Ata'nın bu parlak fikri bize ilham verseydi ve biz denizden bu kadar uzaklaşmamış olsaydık, 2005 yılında her şey daha farklı olmaz mıydı?
Yazı: Melih Berk
Fotoğraflar: Melih Berk Arşivi
 

Mustafa Kemal’in gerek asker kimliğiyle, gerekse devlet adamı olarak gerçekleştirdiklerini, olağanüstü vizyonu ile çok önceden planladığı, sıraya soktuğu ve uygun zaman geldiğinde süratle tatbikata koyduğu bilinen bir gerçek. Elli yedi senelik kısa, ancak büyük mücadelelerle geçen hayatında, özellikle de on beş yıllık sivil yaşamında; ülkesi ve insanlık için yaptıklarının binde birini bile düşünememiş olanlar, hâlâ onu anlamamakta ısrarlılar.

Mutlu, inançlı ve hepsinden önemlisi, fakir ama onurlu bir ülkenin kurtarıcısı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir sabah kalktığında yaverlerine, özel bir misyon için, çok pahalı olmayan (gerekirse ikinci el) bir posta gemisi bulunarak satın alınması talimatını verir. Mustafa Kemal elbette ne istediğini bilmektedir ve yine en ufak detaya kadar her şeyi düşünmüştür... Ya emri alanlar? “Akşamdan sabaha nereden çıktı bu posta gemisi? Seyahate mi çıkılacak?” diyerek şaşırmışlardı mutlaka. Ancak emir büyük yerden geldiğinden, hemen işe koyulunur ve neticede Endonezya’ya sefer yapan, Hollanda bandıralı siyah bordalı bir posta gemisi olan ‘Wilis’, 1924 yılında genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından 35.000 İngiliz poundu karşılığında, Roterdamsche Lloyd Şirketi’nden satın alınır. ‘Karadeniz’ ismi verilen gemi, Mustafa Kemal’in özlemini duyduğu aydınlık ülkenin rengini yansıtmak için de beyaza boyanır.

Karadeniz gemisi Karaköy'den hareket ederken
 
Resimli gazete 1926
 
Karadeniz’in özel misyonu
Bu gemi, genç Türkiye’nin modern ve barışçı yüzünü, daha dün ülkesini işgal edenlere gösterecek; ekonomik, ticari, kültürel ve sosyal ilişkileri geliştirerek “Bu oyunda ben de varım” diyecektir. Bu tanıtım ise alışılagelmiş devlet propogandası yerine, insani ilişkiler ön planda tutularak yapılacaktır. Gemi alım safhasından başlayarak, her aşamada bu vizyon ön planda tutulur. Alınacak geminin amaca uygun dönüşümüyle görevlendirilen ünlü mimar Asım Kömürcüoğlu ile Naci Meltem, öncelikle gemideki kış bahçesini balo salonuna dönüştürürler. Ata’nın ülkesi, dünyaya kendini tanıtacağına göre, teknede canlı ve kaliteli müzik de olmalıdır. Ata’ya göre, “Hayat müziktir. Müzikle ilgisi olmayan insan değildir. Müzik hayatın neş’esi, ruhu, sevinci, her şeyidir...”

İstiklal Marşımızın bestecisi Zeki Üngör başkanlığındaki kırk altı kişilik Riyaseti Cumhur Musiki Heyeti, teknede yerini ilk alanlardır.

Geminin bu önemli seferine, genç Cumhuriyet’in ekonomik, ticari, kültürel ve sosyal tanıtımını yapabilecek, dönemin lisan bilen seçkin entelektüelleri, sanatkarları, şairleri, filozofları, tarihçileri, siyasetçileri ve bürokratları, tüccar ve bankacıları davet edilir. Heyette, şair Orhan Veli’nin babası Veli Kanık, Celal Bayar’ın oğlu Refii Bayar ile gelini, İstanbul eski Belediye Baskanı Celal Esat Arseven ile kızı gazeteci Bedia Hanım, İstanbul Özbek Tekkesi şeyhi Mehmet Ata, Cumhuriyet’in ilk kadın milletvekili olan Mebrure Gönenç Hanım, ilk kadın öğretmenlerden İclâl Hanım, gazeteci Salah Cimcoz (Fahri Korutürk’ün kayınpederi), ünlü şairler Vâlâ Nurettin, Kemalettin Kamu ve Bal Mahmut gibi birçok kültür ve sanat adamı yer almıştır. Çağrılanların hepsi de Ata’nın vizyonunu anlamış ve ufku geniş insanlardır.

Nevin Demirhan 2004
 
Nevin Hanım 14 yaşındayken (ortada)
 

Mihmandar olarak ise Amerikan Kız Koleji ve Üsküdar Kız Koleji’nden öğrenciler ailelerinden müsaade ile seçilirler. Bal Mahmut, bekar olarak başladığı geziyi, Lütfü Kaptan’ın kıydığı nikahla mihmandar kızlarımızdan biriyle evlenerek tamamlayacaktır. Pertev Paşa’nın on altı yaşında rehber olarak gemiye katılan kızı Nevin Demirhan, 78 yıl sonra bugün 94 yaşında olmasına rağmen, BBC’nin o tarihte kendisini “Türk Güzeli Londra’da” diye tanıttığı filmi hala gururla izliyor.

Gemi neticede bir ‘seyyar sergi’dir, ancak Cumhuriyet’in ilk yıllarında uzun yıllar savaşmış fakir bir ülkede ne vardır ki yabancıya sergilensin? Genç Cumhuriyet’in temel taşlarını meydana getiren kurumlar; Tekel, DDY, PTT, MTA, Beykoz Kundura Fabrikası, Kızılay, Yıldız Porselen, Sanay-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) kolları sıvarlar. İş Bankası Ata’nın emriyle yeni kurulmuştur ve 5. şube, gemide kambiyo müsaadesiyle ve çok şık bir dekorla yerini alır. İş Bankası’nın gemide oluşu, birçok yabancı bankacıyı da iş konuşması için gemiye çeker. Gemide ülkenin köklü kuruluşlarından Pertev Kremleri, Ali Muhiddin Hacı Bekir Şekerleme ve Lokumları da yerlerini alırlar.

Gemideki serginin Kütahya Porselen'e ait olan kısmı
 

Geminin kaptanı olarak, Amerika’ya ilk seferi yapan ‘Gülcemalı’ vapurunu idare eden Kaptan Lütfü seçilir. Yardımcı olarak ise zamanın en büyük vapurlarının kaptanları görevlendirilir. 2. Kaptan Süreyya Gürsü’nün hatıraları, zamanın mecmualarda yayınlanır.

Karadeniz Gemisi, bu şekilde 125’i personel olmak üzere, çok değerli 285 yolcusuyla sefere çıkmaya hazırdır. 12 Haziran’da Ata’nın Mudanya’dan gemiye binerek incelemesi, çok beğenerek takdirlerini iletmesi, davet vererek Bandırma’ya kadar gitmesiyle birlikte seferin onayı alınmıştır.

Gezi için düşünülen detaylar şaşırtıcıdır. Sergi için özel bir logo yapılmasından, uğranılan limanlarda dağıtılmak üzere dokuz dilde hazırlatılan broşüre, çeşitli dillerdeki yemek menülerinden hatıra pullarına kadar, hiçbir şey unutulmamıştır.

Yaklaşık iki yıllık ciddi bir çalışma; üç ay içinde on iki ülkeden toplam on altı liman ziyareti içindir. Gemi önce Cezayir’in Bona şehrine kömür almak için gidecek; oradan Barselona, Le Havre, Londra, Amsterdam, Hamburg, Danzig, Gdansk, Stockholm, Helsinki, Leningrad, Kopenhag, Anvers, Marsilya, Napoli, Cenova limanları ile turunu tamamlayacaktır.

Seyahatin masrafı, Ata’nın emriyle İstanbul Sanayi ve Ticaret Odası tarafından karşılanır. “1926 yılında, Avrupa’ya bir Türk gemisinin gelişi kimin umurunda?” diye düşünebilirsiniz haklı olarak. Cevabını Süreyya Kaptan’ın hatıralarında bulmak mümkün… Avrupa, Zümrüt-ü Anka gibi küllerinden yeniden doğan Türkiye’yi merak etmek ve başarılarına saygı duymaktadır. Yoksa neden gemimizi günde ortalama 5 bir kişi, saatlerce bekleyerek ziyaret etsin? Limanlar neden Hamburg’da olduğu gibi, kırmızı-beyaz donatılsın? Stockholm’de Karadeniz’i karşılayan tekneler, başka hangi nedenle Türk bayrağı çeksin? Polonya’ya gelişte neden deniz uçakları refakatinde karşılansın gemimiz? Bugün vize kuyruklarında perişan bir şekilde bekleyen halkımızı düşününce, Ata’nın yolundan ne kadar uzaklaştığımızı görürsünüz.

Gündüzleri polisin zaman zaman kalabalıktaki düzeni sağlamak için ziyaretçilere müdahale ettiği sergi, bir bütün olarak çok başarılı olur ve övgü dolu yazılar günlerce gazetelerde yer alır. Gemi limana girdiğinde ülkelerin milli marşları çalınır, resmi heyetler kabul edilir; bunların arasında zaman zaman bakan seviyesinde ziyaretçiler de vardır. Akşamları ışıklarla donatılmış gemide şık balolar verilir ve ziyaret edilen kentin tanınmış iş adamları, tüccarları, entelektüelleri ve resmi heyetleri, eşleriyle birlikte ağırlanır.

Leningrad'da gemiyi gezmek isteyen Ruslar
 
Karadeniz gemisi belgesel oluyor
Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın balolarda çaldığı vals ağırlıklı dans parçaları ile şık Türk bayanlarının davetli beyefendileri dansa kaldırması, Avrupalıları şoke eder. Orkestramız, zaman zaman ziyaret edilen şehirlerin parklarında Klasik Batı Müziği konserleri verir. Amsterdam konserini 8.000 Hollandalı dinleyici hayranlıkla izler. Kent sakinleri müzik eşliğinde sokakta dans etmeye başlayınca, Amsterdam Belediye Başkanı sokakta dans yasağını kaldırmak mecburiyetinde kalır.

Üç aylık gezi; Ata’nın vizyonunu anlamış, yüklendikleri misyonu özümsemiş kişi ve kurumlar sayesinde olağanüstü başarıya ulaşmıştır. O denli başarılı olmuştur ki; yıllar sonra Hollanda Devlet Televizyonu’nda 14 ve 18 Aralık 2004 tarihlerinde yayımlanan, AB ve Türkiye üzerine 35 dakikalık özel bir programda bile bu geminin başarılı misyonundan söz edilecektir.

Karadeniz gemisini temsil ettiği ve ‘Batı’nın parçası olma’ iddiası bu programda ele alınmış ve milyonlarca dolar verseniz söyletemeyeceğiniz Türk yanlısı sözler, resmi bir Avrupa televizyonunda yer almıştır. Karadeniz gemisinin serüvenini Hollanda televizyonuna aktaran; şimdi ise Türk gençlerine ve dünyaya aktarmaya hazırlanan Türk asıllı Hollandalı Eray Ergeç ve Gülay Orhan (Fatusch Prodüksiyon şirketi), her türlü takdiri hak ediyor…

Bugünkü varlığımızın nedeni ve onurlu geleceğimizin teminatı Atatürk’ün  ilkelerini, duygularını hâlâ anlayıp hissedemeyen etkisiz ve maalesef yetkililer; Ata’nın 1920’lerdeki ülkeyi tanıtma vizyonunu bir düşünsünler.

Karadeniz Gemisinden alınacak o kadar çok ders var ki....

Geziden akılda kalanlar
* Seyyar sergi gemisi Leningrad’a gitmek için Baltık Denizi’den geçecektir ve Türk denizcilik tarihinde ilk kez bir Türk gemisi bu rotayı izleyecektir. Lütfü Kaptan, tüm yardımcı kaptanları etrafına toplar ve bunun çok önemli bir olay olduğunu ve Baltık Denizi’ni yabancı kılavuz kaptan yardımı olmadan geçmek istediğini söyler. Eğer kılavuz kaptan kullanılırsa, “Türk denizcileri ancak kılavuz kaptan sayesinde Baltık Denizi’ni geçtiler” denilmesinden endişelendiğini bildirir. Bu da Türk denizciliğin şanına yakışmaz. Haritalar açılır, incelenir ve kaptanlar buradan kılavuz kaptansız geçebileceklerine karar verirler.

* Leningrad’da Rus yetkilileri, seyyar sergi gemisine büyük bir şüpheyle yanaşırlar. Limanlarına ilk kez böyle Türk gemisi gelmiştir ve ne yapacaklarını şaşırmışlardır. Yolcuların izinsiz limana çıkmaları yasaklanır, tüm fotoğraf makinelerine el konulur. Komünist Parti yetkilileri gemiye gelerek ziyaret sebebini sorar. Parti yetkilileri ikna olunca tüm yasaklar kaldırılır ve gemi halkın ziyaretine açılır. Binlerce kişi gemiyi gezmek için sıraya girer. Gemi önünde öyle bir kalabalık birikir ki, atlı jandarmalar duruma müdahale etmek zorunda kalırlar. Gemideki Türk Ticaret Heyeti ile Rus Ticaret Odası yetkilileri çok iyi dost olurlar. Ruslar Türk heyetinin onuruna gece düzenler ve dostluklar o denli ilerler ki seyyar sergi gemisinden kılavuzluk ücreti alınmaz.

* Finlandiya zilareti sırasında, gemiyi Finlandiya Dışişleri Bakanı da gezer. Geminin sürpriz ziyaretçileri ise “Kardeşlerimiz gelmiş!” diyerek akın eden, Helsinkili Türk Tatarları’dır.

* Kopenhag Limanı’na girerken, Danimarkalı genç kılavuz Karadeniz gemisini yanlış yönlendirir. Türk kaptanlar bunu fark edince duruma müdahale eder ve gemi büyük tehlike atlatır.

* Amsterdam Belediye Başkanı Willem de Vlugt, seyyar sergiyi gezmek ister. Başkana, İstanbul Eski Belediye Başkanı Celal Esat Arseven’nin kızı gazeteci Bedia Arseven eşlik eder. Hollandalı başkan, Bedia Hanım’ı görünce çok şaşırır. Gemiyi gezdikten sonra Bedia Hanım’a, “Ben yabancı dil bilen, başı açık, modern kıyafetli, hele hele gazeteci olan bir Türk bayanını beklemiyordum.” diye itiraf eder. Akşam gemide balo düzenlenir ve Türk bayanlar dansa kalktığında, Hollandalılar hayretler içinde seyrederler. Ertesi gün Hollanda gazeteleri, bu hanımlardan ‘Mustafa Kemal’in kızları’ diye bahseder.

* Seyyar sergi gemisi Fransa’nın Marsilya Limanı’na giderken, Türkiye ile Fransa arasında Lotus ile Bozkurt gemileri krizi çıkmıştır. Fransız Lotus gemisi Türk Bozkurt gemisine çarpar; bunun üzerine Türkiye Lotus gemisinin kaptanını tutuklar. Fransa Türkiye’den kaptanı bırakmasını ister, ancak Türkiye reddeder. İstanbul’dan Karadeniz gemisine, Marsilya’ya uğramaması için telgraf çekilmiş, fakat geç kalınmıştır; gemi Marsilya Limanı’na yanaşmaktadır. Limanda tatsız olaylar yaşanır, ancak Fransız yetkilerin olaya müdahale etmesi ile olay kapanır ve seyyar sergi programına devam eder.

***

SÜREYYA KAPTAN’IN ANILARINDAN:
Finlandiya Helsinki Limanı’nda nasıl karşılandık?
Yağmur yağıyor. Bu havada bizi kimse karşılamaz zannetmiştik. Halbuki ne kadar yanlış düşünmüşüz. Rıhtım, insanlardan görülmez bir halde idi. Bu kadar insan, bizi görmek ve karşılamak için gelmiş. Hayret, o kadar kalabalık ki... Yağmura hiç aldıran yok. Bir tarafta askerler sıraya dizilmişler, başlarında da bir mızıka var. Hiç ara vermeden çalıyor, diğer kısımlarda da halk birbirini çiğner bir şekilde kaynaşıyor. Sokaklardan da denize doğru gelenler, bu kesafeti arttırıyor. Süvari polislerin halkın denize gitmesine müşkülatla mani oldukları görülüyordu. Yanaştıktan iki saat sonra, gemiye kalabalık bir heyet geldi. İçlerinde Dışişleri Bakanı da bulunmakta idi. Finlandiya ve Türk marşları çalındı.
 
Stockholm
23 Temmuz akşamı, gemide verilecek baloya Stockholm’un en kibar sınıfı davetli bulunuyor. On - on beş kişi kadar taşıyan motorlar, gemimizin süslenmiş iskelesine misafirlerimizi getirmeye başladı. Baca, direkler ve bordalarımız elektrikle muntazam bir halde donanmıştı. Güvertemiz, papatya tarlası gibi ekseriye narin İsveç kadınları tarafından beneklenmiş ve süslendi… Vakit, gece yarısını geçti. Dans, hâlâ hararetini muhafaza ediyor.
 
Hamburg Belediye Sarayı’ndaki yemek daveti
Sıra şampanyaya gelince, Hükümet Reisi Herr Petersen ayağa kalkarak dedi ki: “Büyük inkılâp ile bütün dünyada yüksek bir mevki kazanmış yeni Türkiye’nin yalnız harp alanlarında değil, ticaret ve iktisat yolunda da hızlı adımlar atmakta olduğunun en büyük delillerinden birisi de limanımızda bir Türk sergi gemisinin bulunmakta olmasıdır. Bu vapurun Türkiye’nin öz mallarını alarak Alman vatan sularına kadar gelmiş olması, bunun en canlı misali değil midir? Türk Cumhuriyeti’nin yürüyen bu parçası, onun temsil ettiği camiasının da harekette bulunduğunu gösteriyor. Türk vatanının taze kokularını getiren sergi gemisini, Hamburg Limanı’nın bir ziyneti olarak kabul ediyoruz Türkiye’nin her türlü varlığa kavuşmasını candan gelen bir istekle dilerken, yüksek ulusuna nurlu yollar gösteren Kemal Atatürk’e sonsuz saygılarımızı sunarız. Türk ulusuna, sergi tertip heyetine, geminin bütün personeline derin sevgilerimizi arz etmekle bahtiyarız.”

***

Wilis, Karadeniz olmadan önce
 
Wilis’ten Karadeniz’e
1905’te tezgâha konulan ve 1907’de denize indirilen Wilis, Hollandalı De Schelde Vlissingen Tersanesi yapımı bir posta gemisidir. 1924’te satın alınan Wilis gemisi, aslında dört kardeştir. Diğer ‘kardeşler’ olan Tabanan, Rindjani ve Kawi gemileri de Seyri Sefain idaresince takip eden yıllarda satın alınarak, isimleri Ankara (1926), İzmir (1927) ve Ege (1930) olarak değiştirilir. Karadeniz ise 1954’te hurdaya çıkar ve Cenova’da sökülür. İşte geminin bazı özellikleri:
 
Ağırlık: 4.731 ton
Boy: 123,90 metre
Draft: 8,28 metre
Motor: De Schelde tipi, 3 silindir 3600 HP
Hız: 14 deniz mili

--- Kapak fotoğrafı: Leningrad Ticaret Odası tarafından Karadeniz gemisi için düzenlenen yemek