Haliç’te korunacak


RMK Yachts, büyük restorasyonun ardından tarihi Cangarda’yı suya indirdi

 

38 metrelik buharlı yat, İstanbul’daki Rahmi Koç Müzesi’nin kalıcı parçalarından biri olacak.

1901 yılında inşa edilen Cangarda, bir yüzyılı aşkın tarih boyunca birçok restorasyon geçirdi ve hatta tamamen batmasına rağmen günümüze ulaşmayı başardı. RMK Yachts, İstanbul’daki modern tersanesinde yürütülen kapsamlı restorasyon projesinin ardından Cangarda’yı başarıyla suya indirdi. Yat, İstanbul Haliç’te bulunan Rahmi Koç Müzesi’ne transfer edildi ve burada önemli bir denizcilik mirasının daha korunmasına ev sahipliği yapacak.

RMK Yachts Direktörü Cüneyt Okçu, Cangarda projesi için şunları dile getirdi:
“Başından beri Cangarda’ya bir yenileme projesi olarak değil, küresel denizcilik mirasına karşı bir sorumluluk olarak yaklaştık. Amacımız onun ruhunu yeniden yorumlamak değil, korumaktı.”

1901 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde inşa edilen Cangarda, döneminin günümüze ulaşmış en seçkin buharlı yatlarından biri olarak kabul ediliyor. Yatçılığın altın çağında tasarlanan bu tekne, zarif hatları ile dönemine göre ileri mühendisliği birleştiren erken 20. yüzyıl deniz mimarisinin ve buhar tahrik sistemlerinin nadir bir örneğini temsil ediyor. Yüzyılı aşkın süre boyunca farklı kişilerce kullanılan yatta yapılan her bir yenileme ise onun zengin tarihine yeni bir sayfa olarak yorumlanıyor.

Kalıcı yaklaşım

RMK Yachts tarafından yürütülen restorasyon projesi, Cangarda’nın tarihsel bütünlüğünü korurken aynı zamanda bir müzede sergilenecek olduğundan buna uygun yapısal ve mekanik sağlamlığı da garanti altına almak amacıyla başlatıldı. Proje, tersanenin geleneksel zanaatkarlığı modern uzmanlıkla birleştirerek karmaşık restorasyonları yönetme kabiliyetini de ortaya koymayı başardı.

Ekim 2024’te İstanbul’a gelmesinin ardından Cangarda’ya dikkatle planlanmış bir bakım, koruma ve işlevsel yenileme programı uygulandı. Proje, tarihsel hassasiyeti son derece yüksek olmasına rağmen planlanan takvim içinde tamamlandı. Yapılan çalışmalar arasında gövde ve yapıdaki detaylı incelemeler, mekanik ve buhar sistemlerinin revizyonu, iç mekanların korunması ve onarımı, arma, güverte ekipmanları ve güvenlik sistemleri üzerinde çalışmalar yer aldı.

Süreç boyunca disiplin ve hassasiyetle yönetilen yenileme çalışmaları ile teknik güvenilirlik sağlanırken tarihsel özgünlükten de ödün verilmedi.

Okçu bu süreç için “Tüm müdahaleler modernizasyon yaklaşımıyla değil, müze standartlarında bir koruma anlayışıyla gerçekleştirildi. Teknik olarak mümkün olan her yerde özgün unsurlar korundu; Küba maunu ile yapılan marangozluk, pirinç ve bronz donanımlar, güverte ekipmanları, iç mekan düzenleri ve çok sayıda mekanik bileşen bunlar arasında yer alıyor.”

Kurtarılamayacak kadar zarar görmüş unsurlar, orijinal teknik özelliklere sıkı sıkıya bağlı kalınarak, dönemin yöntemleri ve malzemeleri kullanılarak yeniden inşa edildi. Gövde ve üst yapı, özgün geometrisini ve yapım felsefesini koruyacak şekilde onarıldı ve koruyucu işlemlerden geçirildi. Böylece tarihi karakteri muhafaza edilirken uzun vadeli yapısal dayanıklılık da güvence altına alındı.

 

Özgünlük esas alındı

Projenin en büyük zorluklarından biri, buhar tahrik sistemi oldu. Bunun için orijinal yapı korunurken, güvenlik ve işletme gerekliliklerini karşılamak amacıyla bazı bileşenler yeniden üretildi.

20’nci yüzyılın başlarına ait buharlı yat teknolojisi konusunda uzmanlığın sınırlı olması nedeniyle RMK Yachts tarafından uluslararası uzman desteği arandı. Kritik teknik bilgi ve danışmanlık, bir Koç Holding şirketi olan ve Türkiye’nin önde gelen enerji kuruluşlarından Tüpraş mühendisleri tarafından sağlandı. Bu destek sayesinde buhar sistemi, orijinal tasarımına uygun şekilde başarıyla yeniden çalışır hale getirildi.

Restorasyon boyunca özgünlük ile sorumluluk arasında sürekli bir denge gözetildi. Alınan her karar hem tarihsel doğruluk hem de uzun vadeli koruma açısından değerlendirildi. Pirinç ve bronz aksesuarların korunmasına özel önem verildi; bu parçalar RMK Müze Atölyesi Ekibi tarafından restore edildi. İç mekan ise döneminin ‘yaşayan bir belgesi’ olarak ele alındı; özgün mobilyalar, malzemeler, yüzey kaplamaları ve mekansal düzen muhafaza edildi.

Teknik ve stratejik ortaklık rolü üstlenen RMK Yachts, yalnızca tersane altyapısı sağlamakla kalmadı; aynı zamanda mühendislik uzmanlığı, proje koordinasyonu ve koruma odaklı uygulamalarla dünyanın günümüze ulaşmış en seçkin buharlı yatlarından birine yakışır bir restorasyon gerçekleştirdi.

Belgeli gelecek

Cangarda suya indirilmesinin ardından, Türkiye’de sanayi, ulaşım ve mühendislik tarihine adanmış en önemli kurumlardan biri olan Rahmi M. Koç Müzesi’ne transfer edildi. İstanbul’un tarihi denizcilik merkezlerinden Haliç’te sergilenecek olan yat, erken dönem buharla çalışan yatçılığın yaşayan bir örneği olarak ziyaretçilere açık olacak. Böylece gelecek nesillere ilham vermeye ve eğitim amaçlı kullanılmaya devam edecek.

Ayrıca Cangarda’nın yolculuğu ve restorasyon süreci hakkında bir belgesel de gelecek sürprizler arasında. 2026 yılı içinde yayımlanması planlanan film, izleyicilere yatın benzersiz mirasını ve ustalığını daha yakından tanıma fırsatı sunacak.